| Yıl: 16 |
|
Temmuz 1995 |
|
DEVRİMCİ KİMLİĞİMİZ 1. Kimliğimizi Tanımlama Zorunluluğu Stalinizmin on yıllar
süren ağır ve ölümcül krizi, ardından 1989 Doğu Avrupa devrimleriyle birlikte
bürokratik diktatörlüklerin yıkılması, dünya sosyalist hareketinde büyük bir
ideolojik ve politik kaosa yol açmıştır. Reformist Stalinist hareketlerin
çoğu artık o eski sözde "sosyalist, Marksist" söylemlerine son
vererek açıktan sosyal demokrat partiler, akımlar haline gelmeye başlamışlar,
Marksist teoriyi "sorgulamaya" yönelerek emperyalizmin
"Sosyalizm öldü" korosuna katılmışlardır. Daha radikal ve/veya
popülist Stalinist akımlar ise, bir bölümüyle eski sekter, dogmatik ve
bürokratik konumlarında direnmeyi ve böylece iyiden iyiye marjinalleşerek
erime sürecine girmeyi yeğlerken, bir bölümü de Stalinizmin kısmi
"sorgulanması"na girişmiş, ancak bunu devrimci Marksist ilkeler
temeli üzerinden gerçekleştiremediklerinden, geçici merkezci konumlara ulaşıp
bir süre burada salındıktan sonra bu kez reformizme doğru kaymaya
başlamışlardır. Öte yandan bu ideolojik
bunalım devrimci Marksist ve Troçkist saflarda da belirli bir etkide
bulunmuştur. Kimi sektörlerde, Troçkizm yalnızca Stalinizmin antitezi olarak
kabul edildiğinden, Stalinizmin çöküşüyle birlikte Troçkizmin de sonunun
geldiğine dair düşünceler gelişmeye başlamış, dağılan eski Stalinist
bürokratik partilerin kimi artıklarıyla "birleşik yeni" partiler
kurma "stratejisi" egemen olmuştur. Öte yandan devrimci Marksist,
Troçkist safların içinden, "çağın değişmiş" olması nedeniyle
Marsizmin "postleninist, posttroçkist" bir yorumuna ihtiyaç
bulunduğu yolunda düşünceler geliştiren eğilimler türemiştir. Bunların yanı
sıra, Troçkizmi bir "peygamber hareketi" olarak değerlendiren,
dolayısıyla da artık "sorgulanması", "dogmatizminin"
aşılması gerektiğini savunanlar ortaya çıkmıştır. Bu
"sorgulamaları"na kaçınılmaz olarak Leninizmi de dahil edecek olan
bu kesimlerin temel çağırısı "Marx'a dönelim, idolojik olarak arınalım
ve yenilenelim"dir. Her kriz döneminde ortaya
çıkabilen bu türden eğilimler için Troçki 1937'de şöyle demiştir: "Günümüz benzeri
gerici dönemler, işçi sınıfını öncüsünden yalıtıp dağıtmakla kalmaz, aynı
zamanda politik düşünceyi çoktandır aşmış olduğu evrelerin gerisine
savurarak, hareketin genel ideolojik düzeyinin düşmesine de neden olur. Bu
koşullarda öncünün başlıca görevi, bu genel gerileme seline kapılmamaktır.
Akıntıya karşı gitmek gerekir, Eğer elverişsiz güçler dengesi daha önce
kazanılmış olan politik mevzilerin korunmasına olanak tanımıyorsa, en azından
ideolojik mevzilerde direnmek gerekir, çünkü geçmişte büyük bedeller
karşılığında kazanılan deneyim bu mevzilerde yoğunlaşmıştır. Böyle
bir politika budalalara "sekterlik" gibi görünür. Gerçekte ise bu, gelecek tarihsel
yükseliş dalgasıyla birlikte yeni ve devasa bir sıçrayış yapabilmek için
önceden hazırlanmaktan başka bir şey değildir. "Büyük politik
yenilgiler, kaçınılmaz olarak yerleşik değerlerin genelde iki doğrultuda
yeniden gözden geçirilmesine yol açar. Bir yanda yenilgilerin deneyimiyle
zenginleşen gerçek öncü, devrimci düşünceyi dişiyle tırnağıyla savunarak
gelecekteki kitle mücadeleleri için yeni kadroları bu deneyimle eğitmeye
çalışır. Öte yandan ise, yenilgilerden korkuya kapılan memur kafalılar,
merkezciler ve devrim heveslileri devrimci geleneğin otoritesini alaşağı etme
ve "yeni bir gerçek" arama görüntüsü altında, geriye çark etme
eğilimindedir... "Marksizm en yüksek
ifadesini bolşevizmde bulmuştur. Proletaryanın ilk zaferi ve ilk işçi devleti
bolşevizm bayrağı altında gerçekleşmiştir. Artık hiçbir güç bu olayı tarihten
silmeyi başaramaz. Ne var ki, Ekim devriminin bugünkü durumuna düşmesi,
baskı, soygun ve tahrifat düzeniyle bürokrasinin diktatörlüğüne, Schlamm'ın
doğru olarak adlandırdığı gibi yalan diktatörlüğüne dönüşmesi üzerine, birçok
biçimci ve yüzeysel kafa, kestirme biçimde, bolşevizmden vazgeçmedikçe
Stalinizme karşı mücadele etmenin olanaksız olduğu sonucuna varmıştır. Artık
bildiğimiz gibi Schlamm daha da ileri gidiyor ve yozlaşarak Stalinizme
dönüşen bolşevizmin bizzat Marksizmden türediğini söylüyor. dolayısıyla da,
Marksizmin temellerine dayanarak Stalinizme karşı mücadele etmenin
olanaksızlığını ileri sürüyor. Daha az tutarlı, ama sayıca daha fazla bir
grup insan da bunun tersini savunarak, bolşevizmden Marksizme dönmek
gerektiğini söylüyor. Hangi yoldan ve hangi Marksizme dönülecek? Marksizm,
bolşevizm biçimini alarak "iflas" etmeden önce, sosyal demokrasi
biçimi altında çökmüştü. O halde "Marksizme dönüş" parolası II. ve
III. Enternasyonal dönemlerinin üzerinden sıçrayarak I. Enternasyonal'e
dönmek anlamına gelir. Ama I. Enternasyonal de zamanında yenilgiye uğramıştı.
Yani eninde sonunda Marx ve Engels'in toplu yapıtlarına dönmek gerekiyor. Bu
sıçrama, çalışma odasından çıkmadan ve hatta terlikleri bile çıkarmadan
yapılabilir. Ama o zaman, bolşevizmi ve Ekim devrimini de kapsayan onlarca
yıllık teorik ve politik mücadeleyi bir kenara bırakarak, bu klasik
yapıtlardan (Marx 1883'te, Engels 1985'te ölmüştür), yeni dönemin görevlerine
nasıl geçilebilir? Bolşevizmin tarihsel bakımdan "iflas" etmiş bir
eğilim olarak yadsınmasını önerenlerden hiçbiri yeni bir yol gösterememiştir.
Böylece, herşey Kapital'i incelemek yolunda basit bir öğüde
indirgenmektedir." (Bolşevizm mi, Stalinizm mi?) Bizler bugün, ideolojik ve
politik krizin kol gezdiği, proletaryanın önderliği bunalımının doruk
noktasına ulaştığı ve emperyalizmin "Yeni Dünya Düzeni"
stratejisiyle dünya işçi ve emekçi yığınlarına yoğun bir saldırıya geçtiği
bir dönemde, bir avuç devrimci Marksist olarak, tıpkı Troçki'nin söylemiş
olduğu gibi, politik mevzilerimizi, en azından geçmişte büyük bedeller
ödenerek kazanılmış olan ideolojik mevzileri korumaya çalışıyoruz. Ve diyoruz
ki, bu "sekterlik" ya da "dogmatiklik" değildir, gelecek
tarihsel yükseliş evresine önceden hazırlanabilmenin ilk ve temel yöntemidir. O halde, ideolojik mevzi
derken neyi anlıyoruz? Grubumuzun, devrimci partiyi inşa görevinde yola
çıkaraken ayaklarını bastığı tarihsel toprağı: Marksizmi, Marksizmin bolşevizm
biçiminde somutlaşmış kavrayışı olan Leninizmi ve nihayet bolşevik-leninist
geleneğin taviz vermez sürdürücüsü olan Troçkizmi. Bizler için ne Marx, ne
Lenin, ne de Troçki peygamber değillerdir. Onların adı, emeğin kurtuluşu için
dünya devrimini uğruna 150 yıldan beri mücadele verenlerin bayrağına yazılmış
tarihsel simgelerdir. Bugün Troçki'den ve
Troçkizmden bağımsız bir devrimci Marksizm keşfi girişimi, tıpkı dün
Troçki'nin eleştirdiği, bolşevizmden, Leninizmden bağımsız bir Marksizm
tanımı girişimi gibi, "yeni bir gerçek arama görüntüsü altında, geriye
çark etme eğilimi"nden başka birşey olamaz. Elbette Troçki bir peygamber
değildi, tıpkı Marx ve Lenin gibi, o da çeşitli hatalar yapmıştı. Ama bugüne
değin, ne Lenin'in üzerinden atlayıp Marx'a "dönmeye" çalışanlar,
ne Troçki'yi silip "yeni bir devrimci Marksizm" keşfine girişenler,
proletaryanın önüne tutarlı bir devrimci program sunabilmişlerdir.
"Dogmatizm, sekterizm eleştirisi" adına yüzyıllık mücadelenin
üzerinden atlamaya çalışanlar, kitaplıkların tozlu rafları arasında unutulup
gitmişlerdir. Ama öte yandan, Marx'ın, Lenin'in ve Troçki'nin hatalarını ya
da yetersizliklerini aşmanın yolunu gene bu önderlerin adıyla anılan devrimci
düşünce ve devrimci mücadele yönteminin içinde arayanlar, bunu başarmışlar ve
bugüne değin devrimci Marksizmin sürekliliğini koruyabilmişlerdir. İşte bizim metodumuz da
budur ve bu nedenle Marksistiz, Leninistiz ve Troçkistiz. 2- Devrimci Marksizmin
Bileşenleri Biz, çarpıtılmış sözde
"Marksizm"lere karşı, Marksizmin devrimci özünü vurgularız;
Marksizmin, sadece dünyayı yorumlamaktan ibaret bir işlevi olmadığını, onu
değiştirmeyi hedeflediğini, bize bunun silahını sunduğunu söyleriz. Devrimci
Marksizm vurgusunun esasını, bu yorumlama ve değiştirme işlevlerinin
bütünlüğünü oluşturur. Devrimci Marksizm donuk
bir kalıp değildir, bir kurallar silsilesi hiç değildir. Sürekli devinen,
gelişen, canlı bir silahtır. Devrimci Marksizm, kendi içinde, değişen dünyayı
yeniden ve yeniden yorumlayabilme yöntemine sahiptir. Temel teorik önermeleri,değişen
olgulara göre değişir, gelişir. Hiçbir şeyi ve elbette insanlığın yarattığı
toplumsal yapıları durağan biçimler altında değerlendirmez; dolayısıyla,
teorik önermelerin ucu açıktır, gelişmenin temel dinemiği de burada
yatmaktadır. Bu devinen, gelişen canlı
silahın, gelişimine katkıda bulunanlar olması gerekir; vardır da... Örneğin,
Leninizm diye bir kavramdan söz ediyoruz; bu kavramı sahipleniyoruz; bunu
yaparken, Leninizm kavramının devrimci süreçteki subjektif faktörü, iradeyi
ifade ettiğini söylüyoruz; Lenin$in, Marksizmin devrimci yönteminden
hareketle bir £devrimi yapma£ yöntemi geliştirdiğini, bunun temel aracını,
Bolşevik partiyi yarattığıını söylüyoruz. Leninizm bizim temel ayrım
noktalarımızdan birini oluşturuyor; bir insanla aynı yolda yürümek için,
Leninizmi kriter olarak ele alıyoruz... Kısacası, Leninizm,
Marksizmden kopuk olmayan, tam tersine, Marksizmin yöntemine sarılarak onu
değişen dünya koşullarına uyarlayan, onu ilerleten ve geliştiren bir
kavrayışın, bir katkının ifadesidir. Bu yüzden, IV. Enternasyonal kurulmadan
evvel, Troçki$nin önderliğinde oluşturulan uluslararası akımın, kendini
£Bolşevik Leninist£ olarak tanımlamasının nedeni, her türden
sosyal;demokrat/reformist ve bürokratik akımla net ayrım çizgisini ortaya
koyma kaygısıydı. Bolşevik Leninizm,
IV.
Enternasyonal$i de tanımlayan temellerden birisiydi. Ama, nasıl Marksizmi içi
boş bir kabuk haline getiren II. Enternasyonal$in hain partileri karşısında
Leninizm$e vurgu yapmak, onu bir ayrım noktası olarak açıkça ortaya koymak
gerekli idiyse, Leninizmi içi boş bir kabuk haline getiren bürokratların
ihanetine karşı da, Troçki$nin ilkeli pozisyonunda direnmek gixerekiyordfu.
Öte yandan, bu Troçkist pozisyon, salt Bolşevik Leninizm bayrağını
yükseltmekten ibaret değildi; Troçkizm, Troçki$nin katkılarını sahiplenmek,
burjuvaziye ve onun sosyal-demokrat, anarşist ve stalinist ajanlarına karşı
mücadelede bu katkıları bir silah olarak kullanmak anlamına geliyordu. Ve
nasıl Leninizm devrimci Marksizmin bir parçası idiyse, Troçkizm de Marksizmin
yöntemine sıkı sıkıya sarılmanın, onu ilerletmenin ve geliştirmenin bir
ifadesiydi. İşte bu nedenle, bizim sahiplendiğimiz uluslararası geleneğin,
IV. Endernasyonal geleneğinin temel ayrım noktalarından birisini Leninizm
oluşturuyorsa, bir diğerini de Troçkizm oluşturuyor; bir insanla aynı yolda
yürümek için, Troçkizmi kriter olarak ele alıyoruz. 3. Troçki ve Devrimci
Marksist Yöntem Marks ve
Engels, bilindiği
üzere, proleter devrimci sürecin ilk kıvılcımını Avrupa$da bekliyorlardı; öngörülerine
göre, bu ilk kıvılcım en gelişmiş kapitalist ülke olarak tanımladıkları
İngiltere'de değil, kapitalist örgütlenmenin görece daha zayıf olduğu bir
ülkede açığa çıkacaktı. Ama en nihayetinde, bu ülke, kapitalist gelişmenin
merkezi olan İngiltere kadar gelişmiş bir kapitalist sisteme sahip olmasa da,
kapitalizmin gelişmiş olduğu ve belirleyici bir nitelik kazandığı bir ülke
olabilirdi; nitekim, Almanya'nın devrimci bir gelişime ene müsait yer
olduğunu düşünmelerinin nedeni de buydu. Bu Avrupa merkezli tanımlamalara
rağmen, özellikle son zamanlarında £devrimin Doğu'ya kaymakta olduğu"
yönünde ibarelere rastlıyoruz; ne var ki, bu ibareler, ciddi analizlerle ve
netleşmiş bir devrim teorisi ile tamamlanmış değildi... Sadece, 1848 Devrimi
sırasında Marx , bu burjuva devrimini proleter devrimin bir başlangıcı
sayıyordu. Marx bu noktada yanılıyordu, ama bu yanılgı Troçki'ye göre
£metodolojik" bir yanılgı değil, "eylemsel" bir yanılgıydı.
Tekrar vurgulayalım; Marx "metodolojik" olarak doğru bir duruş
noktasınasahipti ve devrimin Doğu'ya kaymakta olduğuna ilişkin ibareler de
kullanmıştı; ancak, tüm bunlar, berrak bir devrim teorisi ile
bütünleşmiyordu. Gerçekten de, proleter
devrim Doğu'da patlak verdi; proleter devrimler çağını başlatan ve dünyada
proletaryanın ilk ve tek devrimci diktatörlüğüne yol açan 1917 Ekim Devrimi,
Çarlık Rusyası'nın tüm geriliğine rağmen bir proleter iktidarını getirdi.
İşte bu gelişmeyi 11 yıl evvelinde, Ekim Devrimi'nin bir "genel
provası" niteliğindeki 1905 Devrimi'nin hemen ertesinde açıkca gören ve
Marksizmin bilimsel yöntemi çerçevesinde yine aynı açıklıkta tarif eden
Troçki oldu. Bu rastlantısal bir olay
ya da sıradan bir kehanet değildi. Troçki, Marksizmin bilimsel yöntemini
kullanarak tarihsel gelişmenin ve devrimin dinamiklerini önceden gösterdi;
kbunları bir genelleme düzeyinde formüle etti. Sürekli Devrim teorisi, bu
genellemenin adıdır; bu, Troçki'nin yaşadığı çağı yorumlamasının, değişimin
dinamiklerini ve yolunu görmesinin bir ifadesidir. Yaşam, sürekli devrim
teorisinin geçerliliğini kanıtlamıştır; "Sonuçlar ve Olasılıklar"
1917'de harfiyen doğrulanmıştır. Değişimin dinamiklerini ve
yolunu bu denli net bir biçimde kavrayabilmek, ancak Marksist bir analizin
sonucu olabilirdi. Troçki, Rus burjuvazisinin Çarlık ve aristokrası
karşısındaki konumu, Rusya'da kapitalist gelişmenin niteliği, emekçi
sınıfların konumu gibi bir dizi araştırmadan yola çıkarak, Rusya'yı
"eşitsiz ve bileşik gelişim" yasası çerçevesinde değerlendirmek
gerektiği sonucuna ulaştı: "Tarih kurallarının
şematik düşünce ile ortak bir yanı yoktur; düz yol izlememek, düz gitmemek,
tarih sürecinin bu en genel kuralı, en keskin ve tam olarak, geri kalmış
ülkelerin alınyazısında görülür. Dış zorunluluğun vurduğu kamçılarla geri
ülke kültürü sıçramalar yapmak zorunda kalır. Böylece evrensel eşitsizlik
kuralından başka bir kuralı daha ortaya çıkarır. Daha iyi bir ad
bulamadığımız için buna bileşik (combined) gelişim diyebiliriz. Bu terim,
yolculuğun çeşitli aşamalarının bir araya getirilmesini, ayrı ayrı adımların
birleştirilmesini, eski ve çağdaş biçimlerin karışımını gösterecektir. Bu
kural olmadan, elbette ki bütün maddesel muhtevası ile alınmak şartıyla, Rus
tarihi ile ikinci, üçüncü ya da onuncu kültür sınıfındaki herhangi bir
ülkenin tarihi anlaşılamaz. ... "Bu bileşik gelişim
kuralı en açık olarak Rus sanayiinin tarihinde ve karakterinde görülür. Geç
ortaya çıkan Rus sanayii ileri ülkelerin gelişimini tekrarlamadı, kendisini
bu gelişimin içine soktu, ileri ülkelerin son yeniliklerini kendi geriliğine
uydurdu. Rusya'nın ekonomik gelişimi bütünüyle zanaatkar loncaları ve yapımcı
dönemleri atladığı gibi, ayrı ayrı sanayi kolları da Batı'da uzun yıllar
isteyen teknik verim aşamasına bir takım sıçramalarla vardılar." (Troçki, Rus Devrim Tarihi - Alıntı, Marksistler) Rusya'da kapitalist
gelişmenin özgül niteliğinden ve sınıflararası ilişkilerden yola çıkarak,
Troçki, eşitsiz ve bileşik gelişim yasasına ulaşıyor, bu yasanın geri kalmış
ülkeleri tanımlayan ortak yasa olduğunu ifade ediyordu. Bu yasa aynı zamanda
Rus burjuvazisinin Çarlığa göbekten bağlı konumunu da açıklığa
kavuşturuyordu. O halde, eşitsiz ve aynı zamanda bileşik gelişimin devrimci
süreçte yansımasını bulmaması mümkün değildi. Troçki, bu yasadan yola çıkarak
geliştirdiği sürekli devrim teorisi ile "geri kalmış burjuva ulusların
demokratik görevlerinin, çağımızda proletarya diktatörlüğüne yol açtığını ve
proletarya diktatörlüğünün sosyalist görevleri gündeme getirdiğini"
söylüyordu. Bu, Marksizme bir katkıydı; Marksizmin bilimsel yöntemine
daayanan ve onu geliştiren bir devrim teorisi idi... 4. Troçkizm: Bir
Devrim Teorisi Troçkizmin en önemli
halkasını oluşturan Sürekli Devrim teorisi, geri burjuva uluslar açısından
geçerliliğini 1917 Ekim Devrimi ile tartışmaya yer bırakmayacak biçimde
gösteriyordu. "Sürekli Devrim
perspektifi ise şu sözlerle özetlenebilir: Rusya'da demokratik devrimin
eksiksiz zaferi, köylülüğe dayanan proletaryanın diktatörlüğü biçimi dışında
anlaşılır bir şey değildir. Gündeme kıaçınılmaz olarak yalnızca demokratik
biçimleri değil, sosyalist görevleri de getirecek olan proletarya
diktatörlüğü aynı zamanda uluslararası sosyalist devrime güçlü bir ivme
verecektir. Rusya'yı burjuva geri dönüşünden kurtaracak ve ona sosyalist
inşanın tamamlanması olanağını verecek olan ancak Batı proletaryasının
zaferidir. ... "Politik bir teşhis,
astronomik bir teşhisle aynı duyarlılıkta olamaz. Gelişmenin genel çizgisini
doğru belirtiyorsa ve içinde temel çizginin kaçınılmaz olarak sağa ya da sola
kaydığı olayların gerçek akışında doğru yönelişi almaya yardım ediyorsa bu
teşhis yeterlidir. Bu anlamda, sürekli devrim anlayışının, tarihin
denemesinden başarıyla geçmiş olduğunu kabul etmemek olanaksızdır. Sovyet
düzeninin ilk yıllarında bunu hiç kimse inkar etmiyordu; tam tersine bu
gerçek bir dizi resmi yayında kabul görüyordu. Ama Sovyet toplumunun durgun
ve kemikleşmiş doruklarında Ekim'e karşı bürokratik gericilik
başgösterdiğinde, daha baştan yöneldiği şey, tarihte ilk proleter devrimini
ötekilerden daha tam olarak yansıtan ve aynızamanda onun eksik, sınırlı ve
kısmi karakterini açıkça ortaya koyan bu teori oldu. Böylece tepki yoluyla,
Stalinizmin temel dogması olan tek ülkede sosyalizm teorisi ortaya
çıktı." (Troçki, Rus Devriminin Üç Kavranışı) Evet, Troçkizmin
temellerinden en önemlisi, 1905 Devrimi'nin derslerinden yola çıkarak
geliştirmeye başladığı Sürekli Devrim teorisidir. Ama bu, salt geri ülkelere
ilişkin bir devrim modelisunmakla kalmamıştır; Sürekli devrim teorisi, aynı
zamanda, devrimci sürecin tarih içindeki rolünün devrimci kavranışıdır. "Sürekli Devrim£
teorisinin ikinci yanı, sosyalist devrimin kendisi ile ilgilidir. Tüm
toplumsal ilişkiler çok uzun bir süre ve iç mücadeleler içinde, dönüşüm
geçirirler. Toplum deri değiştirmeye devam eder. Değişimin her aşaması
dolaysız olarak bir öncekinden köklenir. Bu süreç zorunlu olarak politik bir
nitelik taşır, yani, değişim halinde olan toplum içindeki çeşitli gurupların
çatışmaları ile gelişir. İç ve dış savaşlar yerlerini "barışçı"
reform dönemlerine bırakır. Ekonomi, bilim, aile, ahlak ve günlük hayattaki
devrimler, karmaşık karşılıklı etkiler içinde gelişir ve toplumun dengeye
ulaşmasına engel olur. Sosyalist devrimin sürekli niteliği burada
yatmaktadır." (Troçki, Sürekli Devrim) Troçkizm,
Marx, Engels,
Lenin ve tüm diğer komünistlere hakim olan bu kavrayışı bürokrasinin
çarpıtmalarına karşı kararlılıkla savunmuştur; sosyalist devrimi salt
iktidarın ele geçirilmesine indirgeyen kaba yaklaşımlara karşı, sosyalist
devrimin geniş anlamıyla bir tarihsel süreç olduğunu vurgulamıştır. Bu süreç,
tek bir ülkede iktidarın işçiler tarafından ele geçirilmesinden sınıfsız,
sınırsız ve sömürüsüz bir dünya yaratılana dek sürecek olan devrimin
sürecidir. Ne var ki, bürokrasi bu devrimci süreci kesintiye uğratmış,
proletaryanın dünyadaki ilk zaferine ihanet etmiştir. Troçkizm, faşizmin
yükseldiği, Stalinist bürokrasinin Çin, İspanyol ve Fransız devrimlerini
emperyalizmin ajanlarına teslim ettiği dünya koşullarında, bir gerici
yükseliş döneminde, işçi sınıfının ideolojik mevzilerinde sonuna kadar
direnmiştir. 5. Troçkizm: Emperyalist
Çağın Program Anlayışı Troçki, Sürekli Devrim
teorisiyle yalnızca emperyalist çağda burjuva demokratik ancak proletarya
diktatörlüğünce yerine getirilebileceğini göstermemiş, aynı zamanda bu devrim
anlayışına dayalı bir programın ve ona dayalı mücadelenin de yolunu açmıştır.
Bu, Geçiş Programı anlayışı ve kitlelerin gündelik bilinç düzeylerinden ve
taleplerinden kavranarak sosyalist devrim doğrultusunda seferber edilmesi
ilkesidir. Geçiş programı, klasik
(19. yüzyıl) Marksizminin asgari-azami program ayrılığının aşılması demektir.
Emperyalist çağda burjuvazinin tüm devrimci enerjisinin sona ermiş olduğunu
gören elbette yalnızca Troçki değildi. Bu noktada Lenin ve Rosa Lüksemburg'un
eşsiz katkıları unutulamaz, onların yaklaşımlarının üstesinden atlanamaz.
Ancak Lüksemburg, klasik Marksizmin geleneksel program anlayışını emperyalist
çağa uyarlamaya çalışarak kendi reformizmine gerekçe sağlamaya çalışan Alman
sosyal demokrasisine karşı verdiği mücadelede, tutarlı ve kapsayıcı bir
devrim teorisi geliştirememiştir. Aynı mücadeleyi Rusya'da Menşeviklere karşı
veren Lenin ise, burjuva devriminde burjuva diktatörlüğünün ötesine geçmekle
birlikte, 1917 Nisanı'na kadar proletarya diktatörlüğü fikrine ulaşamayıp
"proletarya ve köylülüğün demokratik diktatörlüğü" gibi cebirsel
bir ara kavrama takılmış, Nisan'da proletarya diktatörlüğü kavrayışıyla
birlikte Sürekli Devrim teorisinin kabulüne yöneldiğinde de, kendisini
"Troçkistlik"le suçlayan Bolşevik kadrolara karşı amansız bir savaş
vermek durumunda kalmıştır. Bu kuramın programatik
uygulanışına, yani asgari-azami program ayrılığının pratikte aşılarak
iktidarın devrimci proletarya tarafından zaptı mücadelesine de ancak böylece
geçilmiştir. Lenin'in fiubat devrimi arefesinde Bolşevik Partiye
yolladığı "Uzaktan Mektuplar"da, bu anlayışın ilk örneklerine
rastlanır. Ancak Bolşevik Parti'nin proletaryayı sosyalist devrim
doğrultusunda seferber etmesinin programı, Lenin'in demokratik görevlerin
çözümünü Sovyet iktidarına bağlayan "Yaklaşan Felaket" adlı
broşürüdür. Tarihteki ilk Geçiş Programı olarak kabul edilen bu broşür,
sürekli devrim yaklaşımının pratiğe uygulanmasının da ilk örneğidir. Geçiş programı,
Komintern'in 1921'deki üçüncü kongresinde, komünist partilerin temel program
anlayışı olarak kabul edilmiştir. Ne var ki, kısa bir süre sonra Stalinist
bürokrasinin Rus partisinde ve Enternasyonal'de egemenlik sağlaması ve
"Tek Ülkede Sosyalizm" teorisiyle birlikte tekrar aşamalı devrim
anlayışına geri dönmesi, komünist partilerin geçiş programını uygulamaktan
(ve proleter devriminden) vazgeçmesine ve artık reformizm ifade eden
asgari-azami program anlayışına dönmesine yol açmıştır. İşte tam bu noktadan
sonra devrim ve program konularında Leninist-bolşevik geleneğin savunusunu
Troçki ve onun önderliğinden Sol Muhalefet (ardından Uluslararası Sol
Muhalefet ve Dördüncü Enternasyonal) üstlenmiştir. Troçki, yalnızca ham
haldeki geçiş programı yöntemini savunmakla kalmamış, ulusal ve uluslararası
devrim ile günlük mücadelelerin bağlantısı noktalarında bu program anlayışını
geliştirmiş, gündelik bilinç ile iktidarın devrimci zaftı düşüncesi
arasındaki ilişkileri, dolayısıyla da Leninist parti anlayışının pratik
yansımalarını açığa çıkarmış, geçiş taleplerinin nasıl uygulanması gerektiği
konularında teorik ve pratik katkılarda bulunmuştur. Bu anlayışın
zenginleştirilerek sürdürülmesi, Troçki sonrasında Dördüncü Enternasyonal
tarafından gerçekleştirilmiştir. Geçiş programının güncelleştirilmesi ve
hayata uygulanması, bir yöntem olarak her somut durumda tekrar tarif
edilmesi, bu anlayış çerçevesindeki strateji ve taktik ilişkileri, kitlelerin
devrimci seferberliğinde taleplerin ve sloganların önemi ve ajitasyon-propaganda-örgütlenme oiyalektiği, hep Troçkizmin temel tartışma ve
katkı noktalarını oluşturmuştur. Bu bağlamda Moreno'nun çabaları, açılımları
ve katkıları, Lenist-bolşevik geleneğin sürdürülmesindeki en önemli
dinamiklerden biri olmuştur. Bu anlamda Troçkizm,
emperyalist çağda geçerli olan sürekli devrim teorisinin pratikte uygulanmaü
biçimi olan geçiş programı anlayışı ve yöntemiyle ayırt edilir. Troçkist
hareketin devrimci Marksizme yaptığı bu teorik ve pratik katkıları dikkate
alınmadan, değerlendirilmeden, asgari-azami program oportünizminin üstesinden
gelmek, demokratik devrim-sosyalist devrim, ulusal devrim-uluslararası devrim
diyalektiğini kurabilmek ve bu uğurda mücadele etmek mümkün değildir. 6. Troçkizm: Proleter
Devrimci Diktatörlük ve Proleter Demokrasi Kavrayışı Lenin ve Troçki,
proletaryanın devrimci diktatörlüğü kavrayışına içeriğini ve somutluğunu
kazandıran önderler oldular. Bilindiği üzere, Rosa Luxemburg proletarya
diktatörlüğü kavrayışına karşı çıkarken, bu kavramı Lenin ve Troçki ile
özdeşleştiriyordu. Ne var ki, mücadelesini sonuna kadar sahiplendiğimiz Rosa
bu eleştirilerinde haksızdı; proletaryanın örgütlü zoru, Troçki'nin
ifadesiyle "insanın insan tarafından sömürülmesinin koşulları ortadan
kalkıncaya kadar" sürmek durumundaydı... IV. Enternasyonal içinde
bu kavrayışın reddiyesine karşı uzlaşmaz bir mücadele yürüten Moreno,
Leninist-Troçkist devrimci diktatörlük kavrayışının ana hatlarını
belirlerken, bunun Marksizme bir katkı ve oportünizm ile devrimci Marksizm
arasındaki kesin sınır olduğunu da açıkça ifade ediyordu. Burada
proletaryanın devrimci diktatörlüğü Leninist-Troçkist kavrayışını kısaca özetleyeceğiz... Devrimci diktatörlüğün
bütünleyeni proleter demokrasisidir. Ve, devrimci parti tarafından yönetilen
proletarya diktatörlüğünün temel görevi, emperyalist karşı-devrime karşı
dünya devrimini yükseltme çabasıdır. Bu görev, proleter kurumların inşası,
üretim ve tüketimin bu kurumlar tarafından planlanması ve emperyalizme ve
onun etkilerine karşısürekli bir kitle seferberliği görevleri ile birlikte
gerçekleştirilebilir. Proletarya diktatörlüğünün yönetim organları,
parlamenter ve/veya yerel yönetimler olamaz; üretim alanlarında, özellikle de
sanayi proletaryasının yoğun olarak bulunduğu fabrikalarda şekillenerek
merkezileşir. Diktatörlük tüm işçilerin ya da tüm çalışan kitlelerin değil,
devrim ve devrimci sovyetler için seferber olan işçilerin (ki bunlar
proletaryanın çoğunluğu anlamına gelir) diktatörlüğüdür. Proleter iktidarının
kararları, bir sınıf disiplini dahilinde uygulanır; bu kararlara karşı
çıkanlar işçi dahi olsalar yaptırıma maruz kalırlar. Diktatörlük, dünya
devrimi hedefini bir an olsun elden bırakmayan, enternasyonalist, Marksist,
devrimci bir parti tarafından yürütülür. En geniş demokrasi, yalnızca
iktidardaki işçi sınıfının kararlarını yaşama geçirmek için mücadele veren
sanayi proletaryası ve devrimci işçiler için vardır. Organlarda ya da
toplantılarda herhangi bir politik kararı eleştirme hakkı sadece bu sektörler
için mevcuttur. Devrimci işçilerin bireysel hakları tam ve mutlaktır. Çok
partili bir sovyet sistemine ve hangi partilerin tanınacağına, işçi
diktatörlüğünün içinde bulunduğu koşulları gözönünde bulunduran devrimci
sovyetlerin çoğunluğu karar verebilir. Toplumun geri kalan sektörlerine,
basın, toplantı, propaganda, vb özgürlükleri, dünya emperyalist egemenliğine
karşı yürütülen mücadelenin durumuna ve gerekliliklerine bağlı olarak
tanınır. Proletaryanın devrimci diktatörlüğünün hedefi, inksanın insan
tarafından sömürülmesinin koşullarını ortadan kaldıracak olan dünya sosyalist
devrimini ilerletmek, bunun için kitlelerin devrimci seferberliğini
yükseltmek ve adım adım, kendi kendisini sönümlendirerek, tam ve mutlak
özgürlüklerin tüm bireyler için varolduğu sınıfsız ve sınırsız bir dünya
yaratmaktır. Leninist-Troçkist
proletarya diktatörlüğü tanımı, bürokrasinin iktidarı ele geçirmesinden sonra
farklı yönleriyle de tartışılmıştır; proletaryanın devrimci diktatörlüğü
kavrayışına, burjuva demokratik normlara yaslanarak karşı çıkılmış, devrimci
Marksist saflarda bile, bu kavrayışın tasfiyesi hedeflenmiştir. Troçkizm, bu
burjuva demokratik önyargılara boyun eğmeden, uzlaşmaz bir biçimde sahip
çıktığı bu devrimci diktatörlük kavrayışını içselleştirmiş ve geliştirmiştir.
Emperyalist çağda ve bürokratik işçi devletleri olgusu karşısında, proleter
iktidarına ilişkin tek devrimci Marksist tutum Troçkizmin tutumu olmuştur; ve
proletaryanın devrimci diktatörlüğüne ilişkin Leninist-Troçkist katkı bugün
de geçerliliğini korumaktadır. 7. Troçkizm:
Bürokrasiye Karşı İşçi Sınıfının İdeolojik Mevzisi Troçkizm salt bir devrim
ve proleter iktidarı teorisinden ibaret değildir. Troçki, bizim diğer büyük
ustalarımızın hiçbir zaman tanık olmadıkları yeni olgularla karşılaşmış ve
bunlara ilişkin ilkeli devrimci Marksist pozisyonlar geliştirmiştir.
Rusya'daki devrimin bürokratik olarak yozlaşması, sadece Troçki tarafından doğru
bir biçimde kavranabilmiştir; bürokratların yarattığı ucube doktrinlerin
karşısında, Troçki, bürokratik yozlaşmanın tek doğru Marksist analizini
yapmıştır. Bugün Troçkizmi tanımlayan
en önemli ögelerden biri, işçi sınıfının iktidara geldiği bir ülkede ortaya
çıkabilecek bürokratik yozlaşmanın toplumsal ve politik dinamiklerini açıkça
ortaya koyabilmesi ve proletarya diktatörlüğü kavramından asla taviz
vermeden, Leninist-bolşevik ilkelere dayalı olarak bu yozlaşmaya karşı ulusal
ve uluslararası bir mücadele hattını çizebilmesidir. Ekim devriminden sonra
ve 1920'lerin başlarından itibaren Sovyet devletinde ve Bolşevik Parti'de
gelişen bürokratikleşmeyi ilk önce Lenin ve Troçki farketmişler ve Lenin'in
önerisi üzerine bu gelişmeye karşı bir mücadele başlatmaya karar vermişlerdi.
Ne var ki Lenin'in ölümü üzerine Troçki bu mücadelede yalnız kalmış,
dolayısıyla da bürokratikleşmenin salt parti ve devlet içi bazı uygulamalara
ilişkin tanımını genişleterek, bu eğilimin ekonomik, toplumsal ve sınıfsal
nedenlerini açığa çıkarma görevini tek başına üstlenmiştir. Bugün pek çok merkezci
Troçki'nin esas olarak kendi görüş ve önerilerin bürokrasi tarafından
reddedilmesi ve tartışılmasının yasaklanması üzerine işçi demokrasisini
savunma noktasına geldiği iddiasını yaymaya çalışmaktadır. Oysa bu,
Leninist-bolşevik kavrayıştan uzak bir algılayışın kaba bir iftirasından
başka bir şey değildir. Troçki, proletarya diktatörlüğünün devrimci
karakterinden ve bu diktatörlük içinde devrimci partinin öncü rolünden hiçbir
zaman taviz vermemiştir. Öte yandan işçi demokrasisini basitçe sınıf
kökeninden kopuk bir söz özgürlüğüne ya da burjuva demokratik bir çoğulculuk
anlayışına indirgememiştir. O, bir yandan başka partilerin ve parti içi
hiziplerin yasaklanmasını, iç savaşın dayattığı bir geçici önlem olarak tarif
ederken, bir yandan da ve esas olarak işçi demokrasisini proletaryanın
sosyalist inşa sürecindeki seferberliğine dayamıştır. Ve bürokrasinin gelişme
koşulunu da, kitlelerin bu seferberliğinin eritilmesinde ve işçi ve emekçi yığınların
ekonomik ve toplumsal hayat üzerindeki denetim ve yönetim mekanizmalarından
uzaklaştırılmasında yattığını ortaya koymuştur. Ekonomik açıdan geri bir
ülkede bu bürokratikleşmenin daha etkili olacağını tespit eden Troçki, bu
eğilime karşı mücadelede kitle seferberliğine dayalı bir işçi demokrasisinin
zorunluluğunu tarif ederken, bir yandan da geriliğin aşılmasında sanayi ile
tarımın bir ekonomik plan çerçevesinde koordine edilmesi gerektiğini ileri
sürmüştür. Ayrıca bürokratikleşemeye karşı ülke içi tedbirlerle yetinmeyip,
işçi devletinin ayakta kalabilmesini devrimin uluslararası plandaki
sürekliliğine bağlamıştır. Bu
Leninist-bolşevik
ilkelerin savunusunu üstlenen ve bu ilkeleri değişen koşullara bağlı olarak
geliştiren Troçki ve onun etrafında kümelenen Sol Muhalefet (ardından
Uluslararası Sol Muhalefet ve Dördüncü Enternasyonal), giderek Bonapartist
bir karakter kazanan bürokrasiye karşı uzlaşmaz bir mücadele vermiş ve onun
perçinlenen iktidarını bir politik karşı devrim olarak algılayarak, dünya proletaryasının
önüne tarihteki ilk ilşçi devletinin deneyimlerinden kaynaklanan bir
"Geçiş Rejimi" anlayışı ve bürokrasiye karşı politik mücadele
programı sunmuştur. Onların bu mücadelesi, Marksist-Leninist geleneğin
sürekliliğini ve bu geleneğe yapılan ideloik, politik ve pratik katkıları
temsil etmektedir. Bugün Troçkizmin bu mücadelesi dikkate alınmadan ve onun
bu mücadelede uyguladığı Leninist-bolşevik yönteme dayanmadan, sosyalist
devrimi, işçi demokrasisini ve bu tip bir demokrasiye dayalı sosyalist inşayı
savunmak mümkün değildir. Troçkizm, anı zamanda
bürokrasiye karşı bir ideolojik mevzidir, çünkü tarihte ilk kez Stalinist
bürokrasinin ileri sürdüğü "Tek Ülkede Sosyalizm" sözde teorisine
karşı mücadelenin bayrağı Troçki ve onun önderliğindeki sol Muhalefet ve
Dördüncü Enternasyonal'in ellerinde yükselmiştir. Elbette ki sınıfsız,
sömürüsüz bir toplum biçimi olarak sosyalizmin ancak dünya ölçeğinde
kurulabileceğini daha başından Marx ve Engels ortaya koymuş ve onu izleyen
tüm Marksist önderler (Lenin dahil) bu kavrayış çerçevesinde mücadele
etmişlerdir. Ancak Stalinist tek ülkede sosyalizm anlayışı, bu geleneksel
Marksist kavrayıştan basit bir kopuşun ötesinde bir ideolojik konumlanıştır
ve hayata geçiriliş biçimiyle devrimci Marksistlerin önüne yepyeni sorunlar
koymuştur. Örneğin bürokrasinin Rusya'da izlediği kalkına politikaları,
zengin köylüye dayanma girişimleri, ardından uyguladığı zorunlu
kollektivizasyon; uluslararası plandaki politikaları çerçevesinde, 1926
İngiliz genel grevi ve Çin devrimi sırasında uyguladığı politikalar, ardından
Almanya'da sosyal demokrasiyi ve faşizmi değerlendiriş biçimleri, Fransa ve
İspanya'daki halk cepheci politikaları; öte yandan III. Enternasyonal'i
emperyalizmle bir uzlaşma kurumu haline indirgemesi ve ardından feshetmesi,
öbür ülkelerdeki komünist partileri "anayurdun savunulması"na
yönelik elçilikler durumuna getirmesi; bütün bunlar hep tek ülkede sosyalizm
teorisinin ürünleri olmuştur. Bu bakımdan Troçki ve Troçkistler, tek ülkede
sosyalizm kavrayışına karşı yalnızca geleneksel Marksist pozisyonların
savunusuyla yetinmemişler, bu anlayışın uygulamadaki yansımalarına karşı da
politik olarak mücadele etmişler ve bu mücadeleleri sırasında Leninist-bolşevik geleneği güçlendirmişler, starteji ve taktik konularında,
dünya devriminin dinamikleri ve devrim kuramı bağlamlarında ve Leninist
partinin görev işlevleri üzerinde bu geleneğe katkılarda bulunmuşlardır.
Troçkizmin bu altmış yıllık mücadelesi yok farzedilemez ve bu mücadelenin
ilkeleri ve yöntemi dikkate alınmadan, değerlendirilmeden ulusal ve
uluslararası devrim için mücadele edilemez. Kısacası, Troçkizm,
bürokrasiye, bürokrasinin yarattığı doktrinlere ve bürokrasinin yükselişiyle
birlikte yılgınlığa kapılarak sınıf mücadelesinin mevzilerini terkedenlere
karşı, işçi sınıfının ideolojik mevzilerinde direnişin, Marksizm açısından
yeni olan bu olgulara ilişkin tek sağlıklı teorik/politik kavrayışın adıdır. 8. Troçkizm: Faşizme
Karşı Mücadele Marksizmin o güne dek
yabancı olduğu bir diğer olguya, faşizme ilişkin olarak da tek sağlıklı
teorik açıklamayı ve politik önermeleri geliştiren Troçki olmuştur. Faşizmin
yükselişinden evvel, faşizm henüz bir tehdit olarak görülmezken, Troçki bu
yeni fenomeni kavramaya yönelik çalışmalara girişmiş, faşizmi ve faşizme
karşı mücadelenin gereklerini ayrıntılarıyla açıklamaya başlamıştır.
Bürokratik aparat, faşizmin ortaya çıkışına özel bir önem atfetmemiş, hatta
faşizme karşı işçilerin en geniş cephesini kurma ihtiyacı başgösterdiğinde,
sosyal-demokrasiyi sosyal-faşist olarak ilan etmiş ve Almanya'daki
sosyal-demokrat partinin destekçisi olan işçilerle KP'yi destekleyen işçiler
arasında derin bir uçurumun açılmasına neden olmuştur. Oysa Troçki bu süreçte
işçilerin en geniş birliğini sağlamaya birleşik bir işçi cephesi yaratmaya
ihtiyaç olduğunu ısrarla vurgulamıştır. Daha sonra, bürokrasinin
yozlaştırdığı III. Enternasyonal dfrumun ciddiyetinin farkına vardığında, bir
uçtan diğer bir uca, burjuvaziyle ortak bir cephe kurma politikalarına
savrulmuştur. Faşizmin teorik "açıklaması" noktasında durum daha da
vahimdir; Stalinci Enternasyonal'e göre faşizm, burjuvazinin en (gerici,
kanlı,..) rejiminin adı olarak ilan edilmiştir. Oysa Troçki, faşizmin burjuva
devletlerinin emperyalist çağdaki son derece özel bir biçimi olduğunu;
burjuvazinin iktidarı faşizme teslim etmesinin de istisnai koşulları, derin
bir ekonomik ve siyasi bunalımı gerektirdiğini; faşizmin bir devlet
mekanizması olmanın ötesinde, bir kitle hareketi oolarak yükseldiğini; işçi
sınıfının tüm mevzilerini parçalamayı ve sınıfı atomize etmeyi hedeflediğini;
bu anlamda askeri biçimler, müfrezeler halinde örgütlendiğini; sokak sokak,
fabrika fabrika, toplumun tüm hücrelerine nüfuz ederek, tüm muhalefet
odaklarını parçaladığını; ve bu faşist kitle hareketine karşı işçi sınıfının
birleşik bir işçi cephesinde örgütlenmesi ve uluslararası sınıf
dayanışmasının yükseltilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Troçkizm, faşizmle
uzlaşmanın mümkün olmadığını, faşizme karşı mücadelenin ölümüne bir savaşı
gerektirdiğini ısrarla vurgularken, Stalinist bürokrasi Hitler ile
saldırmazlık anlaşması imzalama peşinde koşmuş; salt bununla da kalmayarak,
bu uğurda İspanyol Devrimi'ni arkadan bıçaklamıştır. Daha sonra Hitler
"anlaşma"yı bozduğunda, Stalinist bürokrasi emperyalist
müttefiklerine sarılmış, onlara güven vermek uğruna, zaten yozlaştırmış
olduğu Enternasyonal1i bile tasviye ederek, ihanetlilerine bir yenisini
eklemiştir. Sosyal-demokrasi ise, tüm bu süreçlerde her zamanki hain rolünü
oynamayı sürdürmüştür. Özetle, dünya
proletaryasının faşizme karşı tek ideolojik silahı, faşizmi Marksizmin
bilimsel yöntemi ile değerlendiren Troçkist kavrayış olmuştur; işte bu
nedenle, Troçkizmi Troçkizm yapan en önemli bileşenlerden biri faşizm teorisi
ve faşizme karşı mücadele perspektifidir. Faşizm teorisinin güncelliğini tartışmak
bile yersiz; tüm donyada faşizm yeniden gündeme geliyor; ve salt faşizme
karşı mücadele anlamında bile Troçkizme sıkı sıkıya sarılma gereği kendisini
dayatıyor... 9. Troçkizm:
Enternasyonalizmin İdeolojik ve Örgütsel İfadesi Troçkizm, aynı zamanda,
bürokratik deformasyona karşı enternasyonalist kavrayışın vücut bulduğu temel
mevzidoir. Ve bu enternasyonalist kavrayış, vurgusunu, emperyalist çağda
devrimci partinin uluslararası niteliği üzerinde yoğunlaştırmış,
ulusal-uluslararası diyalektiğini, en açık ifadeleriyle formüle etmiştir; ve
bununla da kalmayarak, dünya partisini fiiliyatta yaratmıştır... Sınıf mücadelesinin
uluslrarası karakteri, Troçkizmin temellerinden bir diğeri olmuştur; bu
anlamda, Troçkizmin birinci katkısı, bürokrasinin teoride yarattığı
deformasyona karşı, işçi devletleri ile uluslararası sınıf mücadelesi
arasındaki ilişkiyi devrimci Marksist perspektife egemen kılmasıdır.
Deutscher bunu şöyle tanımlıyor:"Devrimci enternasyonalizm klasik
Marksizmin bir mimarisiydi; III. Enternasyonal bir zamanlar bu mirası II.
Enternasyonal'in güçcsüz ellerinden kurtarmıştı, ve şimdi de Troçki bu mirası
hem ikinci hem de (artık iyice Stalin egemenliğindeki) Üçüncü Enternasyonal'e
karşı savunuyordu. Bu ilke Troçki için soyut bir ilke değildi: düşüncelerine
ve politik içgüdülerine işlemişti. Hiçbir politika sorununa enternasyonal
açıdan başka bir açıdan bakmıyordu: Kümonizmin milliyetçiliği aşan çıkarları
onfn için en büyük ölçüydü. Bu bakımdan "tek ülkede sosyalizm"
doktrini ona göre Marksizmin "milliyetçi bir sapması" ve sovyet
bürokrasisindeki milli kendine-yeterlik ve saldırıcılığın ta kendisiydi. Bu
doktrin şimdi Rusya1da hakimdi, ama orada hiç olmazsa psikolojik bir ihtiyacı
karşılıyordu. Ama aynı doktrin hiç de böyle bir şeye ihtiyacı bulunmayan
uluslararası komünizmin de bir ilkesi olmuştu. Komintern, varlık nedenini
sarsmış oluyordu. Tek ülkede sosyalizme bağlanan bir Enternasyonal kendisiyle
çelişme halindeydi. Troçki, dünyadan kopuk,
kendi kendine yeter sosyalist bir devlet fikrinin, kuramsal olarak, sosyalist
düşünceye aykırı bulunduğunu -bu fikir 19.yy Alman revizyonistlerinin
milliyetçi-reformçi kuramından çıkmıştı- ve pratik olarak da, uluslararası
devrimden vazgeçilmesi ve Komintern politikasının Stalinci çıkarlara feda
edilmesi demek olduğunu söylemişti. Ama Troçki, uluslararası çıkarların milli
çıkarlar karşısındaki önceliğini tanımakla birlikte, SB1'nin milli
ihtiyaçlarını büsbütün inkar etmek niyetinde değildi; ya da sovyetlerin somut
ya da askeri çıkarlarını gözönünden uzak tutmuyordu ve ayn zamanda, ilk işçi
devletini savunmaya çalışmanın her komünistin görevi olduğu üzerinde
direniyordu. Ama Stalinci kendine-yeterlik politikasının, SB'ni güçsütz
düşürdüğü, çünkü SB'nin tek başına kalmaktan kurtulmasının ve devrimi
yaymanın, nihai çıkarlarına uygun olduğu kanısındaydı. Bu bakımdan, öna göre,
işçi devleti, uluslararası sınıf mücadelesinin kritik aşamalarında, uzun
vadeli amacını düşünerek, mücadeleyi, Stalin ve Buharin1'ina 1925-27'de Çin
Devrimi'nde yaptıkları gibi önleyeceği yerde, yakın çıkarlarına feda etmeye
hazır olmalıydı." (Deutscher, Troçki, Cilt III) Evet; Troçkist
enternasyonalizm kavrayışı, Marksizmin bilimsel yönteminden ve en temel
enternasyonalist yaklaşımlarından kaynaklanıyor, ama orada durmuyor,
enternasyonalizmi işçi devletleri ve emperyalist dünya egemenliği olgularıyla
birlikte ele alıyor, ve bu kavrayış sürekli devrim teorisine nüfuz ediyor. "Sürekli devrim
teorisinin üçüncü yanını oluşturan, sosyalist devrimin uluslararası niteliği,
insanlığın bugünkü iktisadi durumundan ve toplumsal yapısından
kaynaklanmaktadır. Enternasyonalizm soyut bir ilke değil, fakat dünya
ekonomisinin karakterinin, dünya üretici güçlerinin gelişiminin ve sınıf
mücadelesinin dünya ölçüsünde yaygınlaşmasının teorik ve politik
yansımasıdır. Sosyalist devrim ulusal sınırlar içinde başlar, fakat bu
sınırlar içinde tamamlanmaz. Proleter devriminin Sovyetler Birliği
deneyiminin de gösterdiği gibi uzun bir süre için dahi olsa, ulusal sınırlar
içinde kalması ancak geçici bir durum olabilir. Tecrit edilmiş bir proletarya
diktatörlüğünde ulaşılan başarıların yanı sıra kaçınılmaz olarak iç ve dış
çelişkiler de gelişir. Tecrit edilmişlik durumunun devam etmesi halinde
proleter devleti en sonunda bu çelişkilerin kurbanı olur. Buradan tek
kurtuluş yolu, gelişmiş ülkelerin proletaryalarının iktidarı ele
geçirmesidir. Bu açıdan bakıldığında ulusal devrim kendi kendine yeterli bir
bütün değildir; o, uluslararası zincirin yalnızca bir halkasıdır. Geçici
alçalış ve yükselişlerine rağmen uluslararası devrim sürekli bir süreç
oluşturur." (Troçki, Sürekli Devrim.) Troçkizmin ikinci katkısı,
enternasyonalist kavrayışın örgütsel ifadesini yaratmasıdır. Stalinist
bürokrasi, işçi sınıfının bütün kazanımlarını ve örgütsel mevzilerini, son
olarak da işçi devletlerini emperyalizme adım adım peşkeş çekmiştir; Lenin ve
Troçki'nin önderliğinde kurulan ve Bolşevik tarzda, devrimci süreçteki
subjektif faktörü dünya ölçeğinde yaratmaya yönelik olarak örgütlenen
III.
Enternasyonal, bizzat Stalin tarafından tasfiye edilmiştir. Dünya sosya-list
devriminin gerekleri yerine, bürokrasinin ayrıcalıklarının geliştirilmesi ve
pekiştirilmesi çabası geçirilmiştir. Bunları önceden gören ve yaşamını bir
uluslararası önderlik yaratma çabasına adayan Troçki, I. Emperyalist savaşta
sosyal şovenizme karşı ve ardından Zimmervald sürecinden başlayarak, III.
Enternasyonal ile davam eden ön-cü rolünü ve deneyimlerini Dördüncü
Enternasyonal'in inşasında yoğunlaştır-mış, devrimci Marksist
enternasyonalizm kavrayışını ilerletmiş ve geliştirmiştir. İşte tam da bu
nedenle, Stalinizmin ihanetleri karşısında herkes savrulmalara maruz
kalırken, yeni bir Enternasyonal çabasına girişen tek merkez, uluslararası
Troçkist hareket olmuştur. Günümüzde Dördüncü
Enternasyonal hala henüz çok zayıf ve parçalanmış olmakla birlikte, devrimci
Marksist geleneğin sürekliliğini sağlamış olan ve dünya proletaryasına
Leninist-bolşevik önderliği sunabilme kapasitesine ve potansiyeline sahip
olan yegane uluslararası akımdır. Tüm devrimci Marksistlerin görevi, bu
devasa Troçkist geleneğe sahip çıkmak ve onu, emperyalizmin barbarlığına
karşı uluslararası sosyalist devrimin dünya partisi halinde inşa etmektir. 10. Troçkizm: Doğu
Bloku'ndaki Gelişmeleri Yorumlamada ve Değiştirmede Tek Dayanak Noktası Son süreçte dünyada olup
bitenler, bürokrasinin şu ya da bu kesiminin teori niyetine ürettiği
demagojilerden beslenen tüm akımlarda bir şaşkınlık ve çöküntü yaratmıştır;
dünyayı mevcut dogmalarıyla açıklamaları artık mümkün değildir. Reformist ya
da radikal ve/veya popülist bütün Stalinist akımlar aynı sonla karşı
karşıyadırlar; bugün elele verip KGB artıklarının darbe girişimlerini
alkışlamaktadırlar. Bürokrasinin son kaleleri onları mıknatıs gibi çekiyor;
eski Moskovacılar Çin'deki Tienanmen katliamını alkışlarken, eskianti-Moskovacılar eskiden "Rus uşağı" dedikleri Castro'ya
methiyeler düzüyorlar. Taşlaşmışlardır; bilinç düzeyinde ise darmadağınık
durumdadırlar; içine sürüklendikleri kaos onları eritmektedir. Troçkizm ise, bu
gelişmeleri önceden görebilme ve mücadele perspektiflerini önceden belirleyebilme
üstünlüğüne sahipti; bunun en belirgin örneğini Moreno'da bulmak mümkün: "Politik devrim,
genel anlamda demokrasinin kazanılması için toplumun bütün hoşnutsuz
sektörlerini birleştiren bir işçi sınıfı ve halk hareketi olarak başlar. Bu,
demokrasi için bir işçi ve halk hareketidir: Herkes, bürokrasinin totaliter
ve Bonapartist hükümetine karşı birleşecektir. Bundan dolayı, bürokrasinin
totaliter rejimini ortadan kaldırma hedefine ulaşmak için, emperyalizmle
uzlaşmaya gitmenin doğru olup olmadığı noktasında bulanık fikirlere sahip
küçük burjuva eğilimler gelişecektir. "fiubat" demokratik
devriminin ilk aşamasının bir niteliği, başındoa bir Troçkist partinin
bulunmaması olacaktır, çünkü o esnada böylesi bir parti henüz doğmamış olacak
ya da çok güçsüz bir durumda bulunacaktır. "Bu nedenle pratikte,
politik devrimin tek bir devrim olarak gelişmesi imkansızdır. Biz, bu aynı
"fiubat" devrimi ile, genel anlamda demokrasinin önünü açacak
ve bu süreç boyunca muhtemelen sovyetler ya da işyeri komiteleri biçimlerindeki
işçi iktidarı organlarının doğmaya başlayacağı bir devrimi kastediyoruz. Aynı
zamanda, "Ekim" politik devrimini tam anlamıyla
gerçekleştirebilecek ve proletarya diktatörlüğünü tam anlamıyla
uygulayabilecek tek güç olan Troçkist parti güçlenecektir. Bu Troçkist parti,
muhtemelen serbest piyasa ihtiyacı ve bizi kapitalizme geri döndürmek isteyen
burjuvazinin hizmetindeki diğer sloganlardan oluşan argümanları öne süren,
kriz içindeki bürokrasinin çoğu sektörünü ve emperyalizmi bir cephede
birleştiren, ve emperyalizm ile güçlü ekonomik kanallar yaratmayı hedefleyen
tüm küçük burjuva ve restorasyoncu eğilimlere karşı mücadele yürütecektir.
(...) Muhtemel Troçkist "Ekim" devrimi bu restorasyoncu cepheye
karşı gerçekleşecektir." (Correo Internacional.) Evet! Troçkizmin Doğu'daki
gelişmelere ilişkin kavrayışı ve mücadele perspektifi bu denli nettir.
Restorasyoncu karşı devrime karşı, Troçkist "Ekim" devrimi. * * * Geleneğimiz, Dördüncü Enternasyonal'in devrimci geleneğidir. Marx, Engels, Lenin ve Troçki tarafından geliştirilen ve insanlığın kurtuluşu için tek seçenek olan devrimci Marksist gelenektir. Bu gelenek, ideolojik ve örgütsel süreklilik içinde ve başta Troçki olmak üzere Dördüncü Enternasyonal'in verdiği on binlerce şehidin omuzlarında yükselerek bugüne kadar ulaşmıştır. Troçkizm ve Dördüncü Enternasyonal geleneği reddedilerek hiçbir devrimci parti inşası yürütülemez; çünkü Troçkizm, dünya sosyalist devriminin temel kavrayışıdır; çünkü Troçkist parti, "Ekim" devrimlerini gerçekleştirebilecek tek partidir. İşte bu yüzden, Marksist-Leninist düşünce ve eylemin sürekliliğini temsil eden Troçkizmi ve Dördüncü Enternasyonal geleneğini biz de omuzlarımızda yükselteceğiz! |