Yıl: 21

Haziran 2000

 

 

Sendikal mücadele hattımız

 

1. Günümüzde üye sayıları azalan, yönetimlerindeki bürokrasilerce devletle biraz daha fazla bütünleştirilen, tam da bu nedenle ciddi prestij kayıplarına uğrayan sendikaların içinde bulunduğu kriz, işçi sınıfının politik önderlik bunalımıyla, sınıf hareketinin içinden geçmekte olduğu yeniden örgütlenme süreciyle çok yakından ilişkilidir. İşçi sınıfı her kritik aşamada her türden sosyal demkrat, sosyalist ve stalinist önderliklerin ihanetine uğramış, çoğu kez de bunun açık seçik farkına varmıştır. Ancak sınıfın birer mücadele aracı olarak kitlesel örgütlere duyduğu gereksinim, güven verici alternaiflerin bulunmayışı ve bürokrasilerin politik manevraları, mevcut yapıların ağır kan kayıplarına rağmen kendilerini sürdürebilmelerini olanaklı kılmıştır. Bugün dikkate almamız gerken en önemli hususlardan başta geleni, ne denli hain bürokrasilerce yönetiliyor ve sadece sınıfın küçük bir azınlığını barındırıyor olsalar da, sendikalar hala işçilerin yegane kitlesel örgütleri, yegane mücadele ve seferberlik araçlarıdır. Proletaryanın önderlik krizinin çözümü doğrultusunda ileri adımlar atılamadığı sürece bu durumun bir anda ve kendiliğinden değişmesini beklemek, salt soyut bir alternatifin veya alternatiflerin propogandasıyla yetinmek, işçi sınıfını ve emekçi kitleleri burjuvazinin ve bürokrasinin eline terketmekten başka bir anlam taşımaz.

2. Bununla birlikte taşlaşmış bürokrasileri yıkıp atmak ve böylece mevcun sendikaları devrimci dönüşüme uğratmak hiç de kolay değildir, üstelik çoğu durumda imkansızdır. Bu nedenledir ki, son on on biş yıl içinde işçi sınıfı zaman zaman mevcut sendikalardan bağımsız örgütlenmelere girişmekle birlikte bunların hemen hepsi ya ortadan silinmiş, ya da yeni "sol" bürokrasilerce denetim altına alınarak bürokratikleştirilebilmiştir. Bunun en iyi bilinen örneklerinin başında Brezilya'da Lula'nın başını çektiği sendika kofederasyonu CUT gelmektedir. 1980'lerin başlarındaki evrimci sınıf seferberlikleri içinde kurulan CUT, bugün bürokratik önderliğiyle işçi aleyhtarı reformist cephenin başını çekmektedir. bununla birlikte Brezilya'da PSTU devrimci önderlik bunalımının aşılması doğrultusunda attığı güçlü adımlarla, CUT içindeki devrimci eğilimlerin de güçlenmesini ve bunların bürokrasiye karşı gerçek bir alternatif olarak gelişmesini sağlayabilmektedir. Demek istediğimiz şudur ki, sendikal krizin aşılması devrimci önderlik bunalımının aşılmasıyla atbaşı gitmektedir ve büyk ölçüde ona bağlıdır. Devrimci troçkistlerin görevi, devrimci önderliğin inşası çalışmalarını, işçi hareketi ve buna bağlı olarak da işçi sınıfının yegane kitle örgütleri olan sendikaların içinde yılmaz bir biçimde sürdürmek olmalıdır.

3. Sendikalar içindeki çalışmamızın en önemli sloganı "devletten tam bağımsızlık" olmalıdır. Bugün Türkiye'de istisnasız tüm sendikalar mevcut sistemin, burjuva rejiminin birer bileşenidir, devlete şu veya bu biçimde bağımlı durumdadır. Devrimcilerin görevi sendikaların kapitalist sistem içindeki "kurumsallıklarına" karşı çıkmak, burjuva devlet ile tüm bağlarını koparmak doğrultusunda ısrarla mücadele etmektir.

Sendikaların devletle bütünleşmelerine, burjuva rejim içindeki kurumsallıklarına karşı mücadele, ancak devrimci program doğrultusunda sınıf hareketine müdahale çabalarıyla mümkün olabilir. Bu elbette ne Türk-İş'in ne de öbür sendikaların bir bütün halinde devrimin kitlesel organları durumuna geleceği hayali kurduğumuz anlamına gelmez. Ne var ki işçi sınıfı devrimci seferberliklere ancak bu ısrarlı çalışma zemininde hazırlanabilir.

4. Sendikalar içindeki bürokratik yönetimlere karşı mücadele merkezi bir önem taşır. Bu mücadele de esas olarak bir program mücadelesidir. Devrimcilerin sendikalarda sunacakları program devrimci programlarından başka birşey olamaz. Geçmişte pek çok sol akım, özellikle DİSK içinde muhalefet çalışması yaparken, sendikaların birer "devrim örgütü" olamayacağı saptamasından hareketle, sendikalara ancak ekonomik-demokratik mücadeleyi layık bulmuşlar ve "asgari program" anlayışlarından da güç alarak kendilerini salt bu tip taleplerle snırlamışlardır. Bu durumda da mevcut rejimin sınırları içinde çok daha esnek hareket edebilen bürokrasi bu tip muhalefetlerin üstesinden gelmeyi başarabilmiştir.

Oysa, günümüzde en basit ekonomik-demokratik talepler uğruna mücadele bile kaçınılmaz olarak politik bir öz kazanmakta, talebin elde edilebilmesi için doğrudan hükümete veya rejime karşı seferberlik zorunluluğu doğmaktadır. Dolayısıyla sendikalarda, güncel sorunları devrim mücadelesine bağlayan geçiş taleplerimizi ısrarla savunmamız, bu doğrultuda sınıf hareketine müdahale etmemiz ve bürokrasinin karşı-devrimci yüzünü bu mücadele içinde açığa çıkarmamız gerekmektedir.

5. Öte yandan bürokrasiye karşı mücadele, sendika içi demokrasi mücadelesine kopmaz bir biçimde bağlıdır. Bu mücadelede temel sloganımız "sendikalarda işçi denetimi" olmalıdır. Dün olduğu gibi bugün de pek çok muhalefet hareketinin başlıca hedefi salt bir yönetim değişikliğidir. Oysa, özellikle DİSK'in tarihinde, keskin bir sol söylemle ve bir dizi delege oyunuyla yönetimi ele geçiren, ama sendikada hiçbir yapısal dönüşüm gerçekleştirme programına sahip olmadığı için derhal bürokratikleşen pek çok gruba ve kişiye rastlanmıştır.

Devrimciler elbette sendikaların yönetimi için mücadele ederler. Ama bunun herşeyden önce net ve açık bir program temelinde üyelerin aktif desteğiyle gerçekleşmesi ve işçilerin sendikal organlar üzerinde kalıcı bir denetiminin sağlanmasına yönelik olması gerekmektedir. Bu denetimin kurulabilmesi için, sendikaların örgütlenme yapısının baştan sona değişmesi, bu amaçla her işkoluna uygun yeni temsilcilik sistemlerinin kurulması, bütün temsil organları arasında sendika genelinde işbirliğinin sağlanması gerekmektedir.

6. Devrimcilerin en önemli görevlerinden birisi de, işçi sınıfının mücadele birliğinin sağlanmasıdır. Sınıfın birliği hiçbir biçimde "Türk-İş'te mi, DİSK'te mi birlik?" sorusuna indirgenemez. Her iki örgüt de sonuna kadar devlete bağımlıdır ve taşlaşmış biçimde bürokratiktir.Sınıfın birliğini bu örgütlere ve önderliklere havale etmek, işçi sınıfını burjuvaziye teslim etmekten başka anlam taşımaz. Dolayısıyla önümüzde yukarıdaki gibi bir ikilem, üçlem, vs. yoktur. Biz her aşamada işçilerin sendikalaşması için mücadele ederiz, ama bu örgütlenmenin daha ilk aşamasından itibaren işçilere örgütlenecekleri sendikanın gerçeklerini anlatırız ve onlara kendi akımımızın programını sunarız.

7. Öte yandan işçi sınıfı yalnızca konfederasyonlar düzeyinde değil, aynı zamanda işkolları düzeyinde de bölünmüş durumdadır. Konfederasyonlar çerçevesindeki birlikler, hiçbir zaman gereçk mücadele birlikleri olmamakta, bu sanal birliktelikler bürokrasinin işçi sınıfı üzerindeki denetiminin sürdürülmesine hizmet etmektedir. Dolayısıyla mücadelenin her aşamasında, gerek sendikalı, gerek sendikasız tüm işçileri, işkolu düzeyinde değil, sınıf ve mücadele ölçeğinde örgütlemek ve buna ilişkin özörgütlenme biçimleri geliştirmek zorundayız.

8. Mevcut sendikaları kökten dönüştürme ve bunları sınıf seferberliğinin devrimci organları haline getirme hayalini kurmuyoruz. Bunlar, gerçekte sınıf mücadelesinin önüne dikilmiş, işçi sınıfını düzene bağlama işlevi gören karşı devrimci bürokrasilerce yönlendirilen bürokratik, reformist yapılardır. Ancak öte yandan, küçük kızıl sendikalar kurup sınıfın daha da küçük parçalara bölünmesine ve büyük bölümüyle bürokratların eline teslim edilmesine de taraftar olamayız. Önümüzdeki görev, bu örgütler içinde devrimci programımız temelinde ve devrimci partinin inşası stratejimiz doğrultusunda ısrarla çalışmak, sınıfın sendikal bürokrasilerin hakimiyetini gerekirse taşlaşmış örgütleriyle birlikte kırabileceği kitlesel seferberliğini gerçekleştirmektir.

9. Son olarak, gerek dünyada, gerekse Türkiyede yaşanmakta olan sendikal kriz, sendikalara bugüne kadar atfedilen "ekonomik-demokratik" mücadele çerçevesinde ya da "yeni tip emekçiler" keşfedilerek aşılamaz. Önemli olan, devletle bütünleşmiş durumdaki sendika bürokrasilerinin işçi sınıfı üzerindeki, onları sisteme sıkıca bağlayan denetimini parçalayabilmektir. Bu da ancak geleneksel sendikaların "kurumsallığı"nın dışına taşılarak (yani bağımsız seferberlik organları yaratarak) ve işçi sınıfının önüne mülkiyet sorununu koyarak (yani devrimci program doğrultusunda sınıf hareketine müdahale ederek) olabilir. Sorunun ana halkası, bunu başarabilecek, sosyal demokrasinin, eski ve yeni türden her türlü salinist akımın tahribatını aşabilecek devrimci önderliği yaratabilmektir. Troçkistlerin tarihsel görevi burada yatmaktadır.

 

 

 
 

setstats1Ana Sayfa          Gündem         Dünya          Enternasyonal          Gençlik        İşçi Hareketi           Belgeler       

  İşçi Cephesi          Yazarlar