| Mayıs 2000 | ![]() |
|
Bolivya’da emekçilerin direnişi:IMF VE BANZER, DEFOL! Bu yıl, 2000 yılı mücadeleler yılıdır. Ocaktan itibaren bazı şeyler değişmeye başladı. Ocakta Cochabamba’da büyük bir kitle gösterisi gerçekleşti, nisanda Cochabamba’da suyun özelleştirilmesinin ardından patlak veren savaş öncesinde, şubat ve mart aylarında huzursuzluk zaten yükseliyordu. Genel grev, La Paz’da polisin isyanı, köylülerin ülkedeki anayolları kapaması ve Sucre, Oruro ve Potosi’de çözülmemiş sorunlar, durumu giderek kızıştırıyordu. 6 Nisan’da ilan edilen olağanüstü hal, durumu sakinleştirmek yerine gösterileri ateşledi. Toplam beş kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı ve 50 lider tutuklandı. Fakat tüm bunlar çatışmaları durdurmaya yetmedi, ve olağanüstü hal korkunun beklenen etkisini üretemedi. O güne dek savunma talepleri yükselten halkın, her türlü riski göze alarak atılıma geçmesiyle, hükümet için büyük bir değişiklik anlamına gelen yeni politik durum doğdu. Olağanüstü halden beklenenin alınamaması bunun bir kanıtı. Neo - liberal modelin ihtiyaçlarımızı karşılayamadığını görüyoruz. Uluslararası yatırımlar çoğalmasına rağmen - 900 milyon dolarlık gelir, artı bu yılın açığıyla borç büyümektedir - çokça bahsedilen ekonomik yeniden canlanmayı hiç bir yerde görmek mümkün değil. Bolivya, bölgesinde kişi başına düşen gelir bakımından en geri ülke, ve mutlak sefaletin egemenliği altında. Büyük burjuvazi, uluslararası sermayenin kahyası gibi hareket ederek durumunu koruyor. ‘Özelleştirme baronluğu’ görevini yerine getiriyor. IMF reçetelerine razı olmaktan başka bir anlamı bulunmayan ekonomik yeniden canlanma planı, nisan ayında kongrede kabul edildi. Bu reçeteler ülkeyi gittikçe yoksullaştıran dış reçetelerdi. Fakat tam da bu sırada halk işsizliğe, yüksek vergilere, benzin fiyatlarının artmasına sebep olan ve ülkeyi uluslararası sermayeye peşkeş çeken neo liberal politikalara dur demeye başlamıştı. Hükümetin yetersizliği ve gerçek yüzü açığa çıkmıştır. Burjuva basını bile ‘Banzer iktidarının güç kaybettiğini’ kabul etmektedir. Aynı zamanda Diodato olayı hükümetin sahip olduğu son krediyi de kaybettiğini göstermektedir. Silahlı Kuvvetler eski danışmanı Diodato uyuşturucu ticaretiyle uğraşmakla suçlandı ve kanıt yetersizliğinden serbest bırakılmıştı. Bu olay, iktidar partisi ADN’de büyük bir krize yol açtı. Farklı bakanlar birbirlerine karşılıklı suçlamalarda bulundu, ve eski savunma bakanı durumu araştırmaya devam edeceğini ifade etti. Olaylar gerçekten kontrol dışına çıkmaya başladığında ise hükümet, bakanlarına yürütmenin dediklerine karşı herhangi bir açıklamada bulunmayı yasakladı. Çeşitli isimler hükümetten uzaklaştırıldı ve bu da hükümetin, kongredeki mutlak çoğunluğunu kaybetmesiyle sonuçlandı. Ülkeyi gerçekten yönetenin hükümet değil Amerikan elçiliği olduğu açıkça görülmektedir. Bunu herkes görebilir. Diodato olayı, emirler Amerika’dan geldiğinde, ülkenin nasıl itaatkar olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Uyuşturucu kaçakçıları serbest bırakıldıktan sonra Amerikan elçiliği Banzer’in uyuşturucu kaçakçılarını koruduğunu açıklayan bir deklarasyon yayınladı ve hükümet, kaçakçıları bir kez daha tutuklamaya ve geri adım atmaya zorlandı. Bununla birlikte, temel güvenlik kurumu olan polis teşkilatı kriz yaşıyor. Polisin ücret artışları için başlattığı grevle birlikte gelişen işgali sırasında, ve olağanüstü halin ilan edildiği bir süreçte hükümet bu güç üzerindeki bütün kontrolünü neredeyse kaybetmek üzereydi. Hükümet için tek çıkış yolu yüzde 50 ücret artışını kabul etmekti. Bu, grevin zaferle sonuçlanmasını sağladı. Fakat tüm bu gelişmelere rağmen hala çatışmaların şiddetlenerek artmasından dolayı olağanüstü hal kaldırılamadı. Farklı tutumlar sergileyen iki ayrı kanadın bulunması, ve bu kanatlardan birinin baskıyı arttırma taraftarı olmasından kaynaklı bazı gel gitler yaşandı. Ne var ki olağanüstü hal ilan edildiğinde halk korkuya teslim olmadı, başkaldırı büyüdü ve gösteriler daha da kitleselleşti. Polis grevdeyken, La Paz’ın merkezindeki Murillo meydanı gün boyunca emekçilerin kontrolündeydi. Başarılı mücadeleler ve farklı kesimlerden gelen baskılar (örneğin kilise) hükümeti olağanüstü hali kaldırmaya zorladı. Ne var ki çatışmalar devam etti, ve halk Banzer’in yerinde kalamayacağını haykırdı. Önderlik büyük bir sorun; liderlerin hiçbiri hükümet sorununu karşılayabilecek donanımda değil. İşçilerin, köylülerin ve emekçi kitlelerin önderliği açısından büyük bir kriz yaşanmakta. Ocak ayında COB’un (Bolivya İşçi Sendikaları Konfederasyonu) kongresinin iflasından sonra göze çarpan bir ulusal önderlik yok. Bunun dışında, kontrolü elinde tutuyormuş gibi hareket eden fakat halkın hiçbir kesimi tarafından tanınmayan MIR’in (Devrimci Sol Hareket) kurduğu bir karar merkezi mevcut. Diğer yandan hükümet, tüm ülkede ve özellikle kokain çiftçileri içerisinde kök salmış politik bir örgütlenme olan MAS’ı (Sosyalizme Doğru Hareket) ve köylüleri bölmeye ve zayıflatmaya çalışıyor. Hükümet ve burjuvazi, MAS lideri Evo Morales’i Ekvador’daki gibi bir ayaklanmayı (buna ‘ekuadorzo’ adını veriyorlar) örgütlemekle suçluyor, ve CBBA’nın gösterilerinin ve protestolarının uyuşturucu ticaretiyle finanse edildiği suçlamalarında bulunuyor. Geleneksel sol içindeki hizip ve akımlar mücadele eden işçilerin birliğine giden yolu tıkamaktadır. POR, Intersindikal’ı; PVP, PS ve MSM ise COB’un olası bir çıkışını kendi denetimleri altında tutmak istiyor. Eğer, hükümeti bozguna uğratmak istiyorsak, tüm işçi sendikaları, koka çiftçileri ve mücadele eden kesimlerin önderlikleri aşağıdaki talepler etrafında ulusal çapta birleşik eylemler gerçekleştirmek için bir arada durmalıdır. Genel Ücret Artışı!Üniversitelere Daha Fazla Bütçe!IMF ve Banzer Defol!
|