12 Şubat 2003

 

 

 

Petrol İçin Dökülecek Kana Hayır! Irak’a Karşı Savaşa Hayır!

Sokaklarda, fabrikalarda ve okullarda soykırımcı Emperyalizme karşı savaşacağız!

 

En büyük emperyalist devlet olan ABD’nin yoksul bir ülkeye, Irak’a karşı soykırımcı saldırısına az bir zaman kaldı. Bu yeni karşı-devrimci saldırı, Afganistan’ın işgalinin ardından, kendine emperyalist sömürgeci talanı temel alan yüzyıl başındaki eğilimlerle uyum içinde gelişiyor. Irak’a karşı girişilen savaş George W. Bush’un karşı devrimci politikasının bir parçasıdır; yani önleyici savaş doktrinin en açık ifadesi. Bu doktrin, ekonomik krizin derinleştiği bir anda Kuzey Amerikan politikasının ihtiyaçlarına hizmet ediyor. Petrol kaynaklarının zaptı ve Ortadoğu bölgesinin tümden kontrolü, küresel yeniden sömürgeleştirme politikasının bir parçası. Bu politika, petrol gibi zenginlik kaynaklarını kontrol etmek ve emperyalizme direnen tüm insanlara boyun eğdirmek için emperyalist güç kullanmayı içeriyor.

Önemli değişimler içeren Afganistan’daki savaştan bu yana tablo değişti: son bir kaç ay içinde tüm uluslar bütün insanlığa daha fazla ıstırap, savaş ve toplu kıyım getiren yeni politikayla tanıştılar. Bu dönemde dünyadaki en büyük ordu, Irak halkını katlederek ülkeyi işgal etmek ve ülkeyi sömürgeleştirmek için daha fazla uçağı, gemiyi ve askeri bölgeye yığdı. Bu, dünya çapında savaş karşıtı bir seferberliği şimdiden harekete geçirdi; savaş karşıtı mücadele sırasında egemen düzene karşı halkın isyanını büyüterek tüm kıtalarda gelişen anti-emperyalist bilinç, dünya durumunda belirgin bir değişim doğurabilir.

Emperyalizm, bu savaşı halklara karşı terörü arttırmak için yeni ve önemli bir adım yapmak istiyor. Aynı dönemde Venezüella’da sağ kanadın baskısının ve Filistin halkı üzerindeki baskıların artması, ALCA’nın (Amerika Serbest Ticaret Bölgesi) ve Kolombiya Planı’nın hızlanması bir tesadüf değil. ABD’de işçilere, kadınlara ve göçmenlere, özellikle Arap göçmenlere karşı saldırılar ikiye katlandı.

Bush, Irak’a Karşı Saldırıyı Meşrulaştırmak İçin Yalan Söylüyor

Bush ve kurmaylarının sunduğu bahane, bu savaşın “petrol ve silahlar” kompleksinden ve Saddam Hüseyin hükümetinin “kitle imha silahlarına” sahip olduğu varsayımından çıkmıştır. Kuzey Amerika Dış İşleri Bakanı Colin Powell, tüm dünya televizyonlarında yayınlanan oturumda Irak’ın bu silahlara sahip olduğunu varsaydığı kanıtını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine sundu. Uzun konuşması o kadar kötü hazırlanmıştı ki daha birkaç gün önce muhabir Robert Fisk ve UNSCOM’un eski koordinatörü Scott Ritter görüşlerini çürütmüştü. Yine İngiliz gizli servis üyeleri Irak’la El-Kaide arasında bağlantıya dair hiçbir kanıt olmadığını İngiliz TV’lerine açıkladılar. Tony Blair’in Saddam’a karşı öne sürdüğü ve Colin Powel’ın da BM’ye sunduğu raporda bahsettiği dosyanın kendisi, Kuzey Amerikalı bir öğrencinin 12 yıl öncesinin verilerinden temellendirdiği bir metinden kopyalanmış bir sahtekarlıktır.

Her şeye rağmen Bush ve Blair’in en büyük çelişkileri, bir yandan Irak’ın kullanabileceği kitle imha silahlarından bahsederken diğer yandan on yıldan fazladır ticari ambargo uygulayarak ve ilaç endüstrisini, yiyecek üretimini yok ederek Irak’ı tahrip ediyor olmalarıdır. Son 20 yılda beş yaşın altında 500.000’den fazla çocuk ve yaklaşık bir milyon yetişkin ambargo sonucunda oluşan çeşitli yokluklar ve bu dönem boyunca emperyalist gücün sürdürdüğü aralıksız bombardıman sonucunda öldü. Irak’ın itaatsizliğini öne sürüyorlar fakat İsrail’in varlığı doğrulanmış atom bombalarından ve BM’nin birçok kararına rağmen 35 yıldan fazladır Filistin topraklarını işgal ettiğinden hiç söz etmiyorlar.

Donald Rumsfeld, eğer Saddam Hüseyin hükümeti tamamen teslim olmazsa “Irak’ı Taş Devrine geri göndermek”le tehdit etti. Bu amaca ulaşmak için, “önleyici nitelikte” nükleer ve kimyasal silahlar bile kullanabilirler. Bu şu anlama gelmektedir; varlığı bile kanıtlanmamış kitle imha silahlarının kullanımını engellemek için, bir ülkeyi ve bölge halkını emperyalizmin daha önce Hiroşima, Nagazaki, Vietnam ve Balkanlar’da kullandığı korkunç silahları kullanmakla tehdit ediyorlar.

Savaşın İkili Hedefi: Petrol Yataklarını Kontrol Etme ve Orta Asya Haritasını Değiştirme

Bu savaş, bir önceki Körfez Savaşı’nda olduğu gibi, Batı’nın petrolünün yüzde 60’ını sağlayan bölgeye, bedeli ne olursa olsun serbest girişi garantilemek isteyen emperyalist karar üzerinde temelleniyor. Buna rağmen yeni savaş, Körfez Savaşı’nın basit bir tekrarı değil. Bundan daha da fazlası, çünkü başka bir dönemde yaşıyoruz: İki buçuk yıllık İntifada’dan sonra, emperyalizmin Ortadoğu’daki ana destekçisi İsrail için durum çok daha zor. 1991 yılında baba Bush İsrail’den müdahalede bulunmamasını istedi, şimdi ise Irak’a karşı savaşın amacı sadece bu ülkeyi sömürgeleştirmek değil. Bush, dünyanın temel petrol kaynağını tehdit eden ve bugün hali hazırda istikrarsız olan tüm bölgeyi yeniden düzenlemek istiyor. Irak’a karşı savaş macerası, Filistin’e yapılan saldırıda olduğu gibi Ortadoğu haritasının yeniden düzenlenmesini içeriyor –Sharon, Bush’un desteğiyle yüz binlerce Filistinli aileyi işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’deki topraklardan Ürdün’e sürmeye başladı bile.

Sharon, “terörü bitirmek” zorunda olduğunu iddia ederek bu saldırıya hazırlanıyor ve askerlerini ABD’nin bölükleriyle eğitiyor. Bu ikili bir karşı-devrimci savaş, çünkü en güçlü emperyalist devlet ve bir savaş suçlusu tarafından yönetilen İsrail devleti, iki muhalefet odağını, İntifada ve Irak, ortadan kaldırmak için birleşiyorlar.

Bu ittifak tatsız bir sürprizle karşılaşabilir; çünkü namussuz burjuva rejimleri Amerikan sermayesine satıldıkça, Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün örneklerinde olduğu gibi, Ortadoğu halkları onlara karşı daha fazla öfke ve isyan gösterecekler. Savaş bölgede devrimci bir savaşı başlatabilir ancak bu durum Filistin’in ve Irak’ın direnişinin gelişimine bağlıdır. Bu, ABD’nin Irak operasyonu için asker yerleştirmesine halkının yüzde 90’ının karşı olduğu Türkiye gibi rejimlerin korkusudur ve buda Avrupa ve ABD’deki birçok lideri endişelendiriyor.

Avrupalı Müttefikler ve BM’nin Rolü

Aznar ve Berlusconi gibi hükümetlerin konumu fazla yorum gerektirmiyor: Haçlı seferinde güneşin altında yer için yalvarıyorlar, onlar egemen emperyalizmin ziyafetinin ardından masadan düşebilecek kırıntılar için bekleyen vasıllardır (derebeyinin kulu). Fransa, Almanya ve Rusya gibi hükümetlerin tutumları harekette kafa karışıklığına neden olabilir: Onlar savaşın etkilerinden korkan kendi burjuvalarının çıkarlarını yansıtıyorlar. Irak’ta ve bölgede, işgalden, petrol yatırımlarının yıkılmasından ve hamilik bahanesiyle (bu Bush ve Chaney’in bahanesidir) ABD’nin tüm ülkeyi doğrudan kontrolü eline almasından etkilenecek önemli yatırımlara sahipler. Bu, hızla savaşa girişmeye getirdikleri ilk itirazın ve 1441 sayılı BM kararının kabulünün nedeniydi.

Böylece BM’nin emperyalizm yanlısı karakteri açıkça ortaya çıkıyor: BM, önceki savaşlarda yaptığı gibi (Körfez Savaşı ve Afganistan gibi), emperyalist egemenlik politik egemenlik getirilmesinin garantisi ve öncü muhafızı oldu, Irak’a 20 yıl boyunca yaptırım uygulanmasında olduğu gibi. Bu Kuzey Amerikan saldırısının amacının petrol olduğunun çok iyi bilinmesine rağmen, BM, Bush’un ve CIA’nin “kitle imha silahları” hakkındaki bütün yalanlarını ve bahanelerini kabul etti. Birçok hatalı çıkıştan sonra, Bush yönetiminin istediğine çok yakın bir metin Güvenlik Konseyi’nden çıktı ve BM denetimlerinin bütün talimatlarına gönüllü olarak uymaması durumunda Irak’ı ciddi sonuçlara katlanmakla net biçimde tehdit etti.

Solun bazı sektörleri BM’in dünya barışını korumak için çalışan tarafsız demokratik bir kurum olduğunu söylüyorlar. Fakat, “kitle imha silahlarına” sahip olup olmadığının doğrulanması ve bulunanların imha edilmesi için yüzlerce denetçinin Irak’a gönderilmesine rağmen, BM Kuzey Amerika’nın depolarında olduğu kanıtlanmış binlerce kitle imha silahını arama ve imha etme konusunda hiçbir şey yapmıyor. İran’a ve Kürt halkına karşı Irak’ın kullanmış olduğu kimyasal silahlar, Saddam Hüseyin müttefiğiyken ABD’nin depolarından geldi. BM’nin bu savaşta tarafsız olmadığını kanıtlamak için, İngiliz-Amerikan uçaklarının Irak’ın güney ve kuzey hava sahasından yaptıkları yıkıcı bombardımanı durdurmalarını bile istemezken, Irak’taki denetimleri kabul etmesini hatırlatmak yeterlidir. Aslında BM, ülkeyi ABD’nin işgaline hazırlamak için Irak’a müdahale ediyor. BM, saldırı durumunda ABD’nin birliklerini tehdit edebilecek silahlarla karşı karşıya kalmamasını sağlamak için, Irak’ın altyapısını tespit ve imha ediyor. Denetçilerin rolü, Irak’a işgal edilmeyeceğine dair hiçbir güvence vermeksizin altyapıyı tespit eden ve gördükleri her şeyi faaliyet dışı bırakan veya imha eden ajanlar gibi davranmaktır. Dahası, ABD’nin basıncıyla, Saddam Hüseyin yönetiminden sürekli daha fazlasını istiyorlar. BM komisyonunun son kararı, savaş çığırtkanı aygıt Irak sınırlarında çoktan toplanmışken ve Irak’a bombardıman sürerken Saddam Hüseyin’den ABD’nin U-2 uçaklarının Irak toprakları üzerinde ateş edilmeden uçmasına izin vermesini istemekten başka bir şey değildi.

Diğer yandan, Avrupa ülkelerindeki kitlesel halk muhalefeti, bazı hükümetleri “barış yanlısı” duruş sergilemeye itti. Büyük halk muhalefeti, yeni denetimler raundu ve denetimlerden sonra işgale izin veren yeni bir BM kararı önermesini sağlayarak “müttefik” hükümetleri niyetlerini gizlemeye itti. Yani, “sadece BM’nin koşullarıyla” diyerek savaşa desteklerini gizliyorlar.

Son günlerde ABD, Fransa, Almanya ve Rusya arasında, Türkiye’nin desteklenmesi için NATO kaynaklarının kullanımı ve yeni bir BM kararı üzerine kriz başladı. Bu hükümetler genellikle ABD’nin politik ve askeri hegemonyasına boyun eğmelerine rağmen, Bush kendi çıkarlarını savunma konusunda fazlaca emperyalist ve bu yüzden müttefiklerinin isteklerini hor görüyor; müttefikler kabul edilemez bir durumla karşı karşıya gelince işgale ve Irak’ta ABD’nin hamiliğine karşı saf ve basit bir ara alternatif bulmaya karar verdiler. Bu alternatif, Saddam Hüseyin’e Avrupa’nın yönetiminde BM kontrolünün kabul ettirilmesi üzerinde temelleniyor. Bu bir emperyalist önermedir. Buna rağmen, Rumsfeld ve Bush, bunun işgalden sonra ABD’nin petrol kuyularını ve ülkeyi doğrudan kontrol etme planını gerçek hedefinden uzaklaştırabileceğinden korkuyorlar. Emperyalist cephedeki bu çatlağın ardında farklı burjuva çıkarlar ve savaşa karşı Avrupa’daki yaygın muhalefet var.

Kitle hareketi, manevralara karşı uyanık olarak burjuva cephedeki çatlağı kendi lehine çevirmeli ve seferberlikleri güçlendirmeli: Muhalefet eden “üçlü”nün konumu, “barış” kaygısı olmayan sermayenin ve hükümetlerin çıkarlarının yönlendirdiği bir burjuva ve emperyalist konumdur. Eğer bu bahsedilen kıyıma muhalefet edebilecek veya emperyalizme bu macerasının bedelini ödetebilecek bir güç varsa, bu güç, başta Avrupa ve ABD’de olmak üzere kitle hareketinin gücüdür.

Savaşa Muhalefet: Bush Güven Savaşını Kaybetti!

Bush ve müttefikleri daha savaş başlamadan bir mücadeleyi kaybettiler: Halkın bilinci için mücadele. Dünya nüfusunun yaygın reddi, medyanın bile fark etmek zorunda kaldığı ve hükümetleri zayıflatan bir gerçekti. Kamuoyu araştırmaları daha savaş başlamadan önce halkın bu savaşı reddettiğini gösteriyor: Fransa’da halkın yüzde 70, 80’i bir BM kararıyla bile olsa savaşa karşılar. Yine İspanya’da yüzde 84 ve Japonya’da yüzde 79 bu savaşa karşı. Latin Amerika’da büyük çoğunluk karşı ve Türkiye (yüzde 90 savaşa karşı) gibi müttefik ülkeler de dahil olmak üzere Ortadoğu’da bu sayı daha da büyük.

Bush ve Powel sürekli farklı politikalar deneseler de ABD içindeki destek azalıyor. Savaş karşıtı insanların sayısı artıyor ve çeşit çeşit eylemler gerçekleşiyor: Central Park’taki çıplak protestolar, TV bildirileri, ünlü sanatçıların açıklamaları ve çok önemli kitlesel seferberlikler.

Avrupa’da ki büyük gösteriler Vietnam savaşı sırasında yapılan gösterilerden çok daha kitleseller. Eylül ayında İngiltere’de 2. Dünya Savaşı’dan bu yana en büyük protestolar gerçekleşti. Geçen yüzyılda hiçbir savaş emperyalist ve savaş yanlısı devletlerde bu düzeyde bir reddiyeyle başlamamıştı.

Bu sayede savaş karşıtı gösteriler tüm dünyada ki işçi ve öğrenci hareketlerine güç verdi. İşte bu nedenle savaşa karşı 15 Şubat’ta tüm dünyada aynı anda gerçekleşecek olan protestolar, bu güne kadar görülmemiş derecede bir kitlesel uluslararası mücadele günü olabilir. Çünkü Floransa, Porto Alegre sokaklarında yürüyen ve ABD’de ki savaş karşıtı koalisyonun içinde yer alan milyonlarca insanın desteklediği gösteriler tüm dünyada gerçekleşecek. Bu geniş birlik askeri birlikleri durdurmak veya sorumlu hükümetlere soykırımın bedelini ödetmek için çok gerekli.

Emperyalist saldırıya karşı koymak için kitle seferberliklerini arttırmak ve savaşa karşı öfkeyi eyleme dökmek gereklidir. İşçi hareketi gerçek mücadele biçimine dönerek imparatorluğun sinir sistemini felç edebilir. Floransa sosyal-forumunda, bombardıman başlarsa sendika konfederasyonlarının tüm Avrupa’da, kıta çapında bir genel grev örgütlemesini ve her işçi kolektifinin bu hareketi etkin kılmasını önermeliyiz. Sendikalar, işyeri komiteleri ve işyeri temsilcileri muhalefet eylemlerini geliştirebilirler, liman işçileri, demiryolu işçileri Britanya’da olduğu gibi savaş çabalarını boykot edebilirler. Öğrenciler ve küresel adalet hareketi İspanya’da Torrejon’a karşı yapılan eylem gibi seferberlikleri askeri üslere karşı harekete geçirebilir ve örgütleyebilirler. Savaş ve emperyalizm karşıtı muhalefeti güçlü eylemlere dönüştür!

Barış, Ancak Emperyalizm Yenilgiye Uğratıldığında Mümkün Olacaktır

Savaş, tüm sorunlarda farklı biçimlerde yoğunlaştığından daha derin tartışmalardan kaçınmak imkansız. “Dünya Barışı” bayrağı altında daha yeni toplanan 3. Dünya Sosyal Forumu’nda bu çelişki görülüyordu: Yürüyüşlerin ana sloganı “barış”tı. İşçilere, barışı getirebilmek için savaşın sorumluları, yani emperyalizmi yenilgiye uğratmak gerektiği açıkça söylenmelidir. Gösterilerde, silahları ateşleyenleri eleştirmenin yanında “BM bayrağı altında işgali kabul edebiliriz” diyenleri de protesto etmek gerekiyor. BM, tarafsız ve demokratik bir dünya parlamentosu değildir, emperyalizme hizmet eden ve 12 yıldır Irak’ın bombalanmasını ve cezalandırılmasını destekleyen ve misyonu Bush’un, Blair’in, Sharon’un soykırım hareketine zemin hazırlamak veya “iyi bir yol” bulmak olan bir kurumdur. Gerçek ajanlar gibi davranan denetçiler ne derse desin işgali meşrulaştıramazlar.

BM ile veya BM’siz, Savaşa Hayır!

Katliama suç ortağı olan hükümetler istifa! Barıştan bahseden tüm hükümetlerden savaşa giren hükümetlerle ilişkilerini kesmelerini talep ediyoruz.

Her hükümet kararıyla yüzleşmeli: katliamı onaylamak veya katliama karşı olmak. Kendi halkı karşı olduğu halde savaşı destekleyen vasıl hükümetlere söylenecek tek bir söz var: Defolun! Aznar, Berlusconi, Blair katliamın suç ortaklarıdır ve gitmeliler!

Kendini solcu olarak ifade eden bazı Avrupa ve Ortadoğu hükümetleri savaşın “engellenemez” bir şey olduğunu veya onların yapabileceği hiçbir şey olmadığını söylüyorlar. Bu savaşın bir felaket olduğunu söylüyorlar; çünkü petrol fiyatlarının yükselmesi gibi savaşın neden olacağı kayıplardan dolayı üzüntü duyuyorlar. Wall Street ve Davos bağlantılı yeni Brezilya Merkez Bankası Başkanı Henrique Meirelles, “iyi bir sonuç ve kısa bir savaş için dua ettiğini” söyledi. Bu şu anlama geliyor; tüm Irak’ı toz haline getirecek korkunç bir katliam olduğu halde ABD’nin sömürgecilik işini hemen sonuçlandırması için dua ediyor!

İşçilere, köylülere ve gençlik hareketlerine, bu savaşın sadece Irak’ı ve Arap halkını ilgilendirmediğini söylemek gerekir. Bush’un Irak’a bu saldırısı, ALCA’nın gelişimi ve dış borç soygunu gibi Avrupa’dan Asya’ya ve Latin-Amerika’ya dünyadaki birçok halka ve işçi haklarına yapılan saldırılarla aynı mantığa sahip. Emperyalizmi çok sayıda birliğiyle ve korkunç silahlarıyla sömürgeci bir saldırı için hareket ettiren ve yüzlerce milyar dolar harcamaya iten, dünya halklarına karşı sürdürdüğü sürekli saldırı politikasının ihtiyaçlarıdır. Emperyalizme karşı pozisyon almayı reddeden ve IMF’ye olan dış borcu ödemeye devam eden hükümetler savaşta yapacakları hiçbir şey olmadığı halde, bir suç ortağı gibi davranıyorlar ve kendi halklarına emperyalist maceranın bedelini ödetmeye hazırlanıyorlar.

Savaşa başlarsa ABD’yle ilişki hemen kesilsin! Bush’un ordusunu besleyen dış borç ödemeleri askıya alınsın! ALCA anlaşmaları bozulsun!

Emperyalizmi ve onun saldırı stratejisini yenmek için, Sharon yönetiminin Filistin’in taleplerini yok etmeye girişen soykırım planı yenilgiye uğratılmalıdır. Bu yüzden Sharon ve Siyonistlerle Bush’un hedefinin aynı olduğunu savaş karşıtı hareket içinde göstererek, Filistin’in bağımsızlık mücadelesinin bayrağını taşımak ve İntifada’yı desteklemek gereklidir. Filistin Devrimini desteklemek ve İsrail’in Filistin’i ezmesini Bush’un halklara karşı savaşının bir parçası olarak teşhir etmek gerekiyor. Porto Allegre’deki Dünya Sosyal Forumu’na katılmaya çalışırken tutuklanan FKÖ genel sekreterinin eşi Abla Sa’adat gibi politik suçlulara ve İsrail tarafından tutuklanan yaklaşık 5.000 Filistinliye özgürlük kampanyası da yapılmalıdır. İsrail’e buldozer, silah vererek ve yatırım yaparak destekleyen Caterpillar, Sarra Lee, Coca Cola vb… firmalar boykot edilmelidir.

Yaşasın İntifada! Filistin’e Özgürlük!

Savaş karşıtı kampanyada gerçekleştirilen her eylem, her birleşik örgütlenme çok ilerici bir görev üstleniyor, çünkü bunlar emperyalist planlara karşı duruyorlar. Bugün ana talep savaşı durdurmaktır. Savaşa hayır! Emperyalist birlikler Ortadoğu’dan dışarı! Buna rağmen, “ne Bush ne de Saddam Hüseyin” diyenlerle veya Porto Allegre’de gördüğümüz “köktenciliğe” hayır diyenlerle aramızda bir tartışma var! ABD birliklerinin işgalinden kısa zaman önce bu “orta yolcu” politika işgalin kabulüne gidecektir. Saddam Hüseyin’in kendi halkını ve azınlıkları ezen bir tiran olduğunu ve bu gerçeğin onun eylemlerine karşı bir direnç noktası olduğunu ve emperyalizmin bundan bir avantaj sağladığını biliyoruz. Saddam Hüseyin’i daha önce destekleyen ABD emperyalizminin bu ikiyüzlü argümanı, iki taraf arasında tarafsız olduğunu açıklayan ve kendini solcu olarak ifade eden birçok akımın içinde yer alıyor. Burada açıklığa ihtiyacımız var; eğer Bush amacına ulaşırsa, çokuluslu petrol şirketlerinin hizmetinde, Kuzey Amerikalı bir generalin kumandasındaki bir hamilik, Irak halkının acı çekeceği çok daha kötü bir diktatörlük olacak. Bu sorunda hiçbir tereddüt yoktur: biz, koşulsuz olarak saldırıya uğrayan ülkenin tarafındayız ve emperyalizmin karşısındayız; saldırı durumunda Saddam yönetimine hiçbir destek vermeksizin emperyalizme karşı Irak’ın askeri alanında olacağız.

 

Dünyadaki sosyal hareketler Bush’un savaşı karşısında tek bir duruşa sahiptirler: emperyalist barbarlığa karşı Irak halkının yanı!

 

  

 

 

 

setstats1Ana Sayfa          Gündem         Dünya          Enternasyonal          Gençlik        İşçi Hareketi           Belgeler       

  İşçi Cephesi          Yazarlar

 

 

1