Mart 2004

 

 

 

 

Haiti: Aristide’in devrilişi

 

Washington ve Paris’in eli

 

Son yıllarda Arjantin, Bolivya, Ekvator ve Peru’da hükümetlerin devrilmesine yol açan devrimci süreçlerle çalkalanan Latin Amerika’da Haiti devlet başkanı Jean-Bertrand Aristide’in devrilmesi, bunun gerçek anlamına ilişkin olarak farklı ve yanlış yorumlara yol açabilecek bir nitelik taşımakta. Bizce bu olguda devrimci bir süreçten söz etmek olanaklı değil, zira tam tersine, söz konusu olan, her ikisi de emperyalizm yanlısı olan iki burjuva kesimin Haiti devlet aygıtı üzerinde denetim sağlayabilmek için giriştikleri sert bir çatışmadır. Önceleri Aristide’i destekleyen ABD emperyalizmi iç savaşa dönüşen mücadeleler sürecinde tutumunu değiştirmiş ve muhalefeti desteklemeye başlamıştır. Bu kesimin emperyalizm yanlısı tutumu, ilk çatışmaların başladığı andan itibaren “yabancı güçlerin” yani ABD’nin müdahalesini istemiş olmasından açıkça anlaşılabilir. Dahası, Aristide devrildikten ve onu kaçırıp yurt dışına gönderen ABD askerlerinin işgali başladıktan sonra da, ülkenin yönetimini ele geçiren güçler çok açık bir biçimde Bush hükümetinin ve onun deniz piyadelerinin emirleri doğrultusunda hareket etmeye başlamışlardır.

 

Kuşkusuz, yukarıda ifade ettiğimiz genel Latin Amerika koşulları Haiti’yi de etkilemiştir. Ve öte yandan, Aristide’e karşı mücadele şüphesiz genel halk hoşnutsuzluğundan yararlanmıştır. Bununla birlikte, bütün bunlar gerçekleştirdiğimiz temel tanımı tamamlayan ögeler olmuştur.

 

Duvalier diktatörlüğü

 

Son gelişmeleri anlayabilmek için, merkezi öneme sahip iki olgudan hareket etmek gerekir.  Bunlardan birincisi, Haiti’nin Amerika kıtasının en yoksul ülkesi, dünyanın da en yoksullarından biri olmasıdır; toplumsal koşulları açısından bazı Afrika ülkelerini andırmaktadır. İkinci öge ise, Orta Amerika ve Karayip bölgelerine özgü biçimde, Haiti, gerekli gördüğünde hükümetler kurup devirme hakkını kendinde bulan ABD emperyalizmi tarafından kendi “arka bahçesi” olarak görülmektedir. Bu açıdan emperyalizm 20. yüzyıl boyunca Guatemala, Nikaragua, Panama, Dominik Cumhuriyeti ve Haiti’ye pek çok çıkarma ve işgal gerçekleştirmiştir.

 

1957’de yanki emperyalizmi, küçük bir oligarşiye dayanarak kanlı bir diktatörlük rejimi kuran ve devasa bir kişisel zenginlik edinen François Duvalier’yi (ünlü “Papa Doc”) işbaşına getirmişti. Duvalier’nin kullandığı en önemli araçlardan biri, muhalifleri ele geçirip işkence eden ve katleden paramiliter bir grup olan Tonton Macoutes’lardı. Bu gruplar halkın korkusunu kışkırtabilmek için çoğu kez ülkede yaygın bir afro-amerikan kült olan vudu sembollerinden yararlanmaktaydılar.

 

1971’de Papa Doc’un ölümünden sonra iktidarı oğlu Jean-Claude, “Baby Doc”, devraldı. Babasının karizması ve politik ağırlığından yoksun olan Jean-Claude döneminde durum karmaşıklaşmaya başladı. 1980’lerde diktatörlüğe karşı halk direnişi başladı ve 1986’da patlak veren ayaklanma sonucunda Baby Doc yurt dışına kaçmak zorunda kaldı.

 

Raoul Cedras hükümeti

 

Bunu izleyen bir iki ara iktidarın ardından 1990’da ülkede ilk serbest seçimler düzenlendi. Lavala hareketini kurmuş olan Aristide, eski bir Dünya Bankası görevlisi olan ve ABD tarafından desteklenen rakibi Marc Bazin’i yenerek seçimleri kazandı. Ama iktidara geldikten 9 ay sonra, gene yankiler tarafından desteklenen general Raoul Cedras’ın düzenlediği bir darbe ile görevden uzaklaştırıldı.

 

Cedras’ın uyguladığı ekonomik politikalar Haiti halkının yoksulluk sınırının ötesine geçen yoksulluk ve sefalet düzeylerine ulaştı. Bu durum yalnızca tekrar halk direnişini başlatmakla kalmadı, ama aynı zamanda binlerce Haitili göçmenin sallarla ABD’nin Florida kıyılarına akın etmesine neden oldu. Bu durum karşısında 20 bin ABD deniz piyadesi Haiti’yi işgal ederek, Washington’ın durumu denetim altına alabilecek yegane kişi olarak gördüğü Aristide’i tekrar iktidara yerleştirdi.

 

Aristide’in tekrar yükselişi

 

Jean-Bertrand Aristide, Kurtuluş Teolojisi akımına dahil eski bir Katolik rahip. Puerto Principe’nin dış mahallerindeki bir kilisede görevliyken adını duyurmuş ve baba ve oğul Duvalier’lere karşı mücadelenin en önemli simalarından biri haline gelmişti. 1990 seçimlerini de edindiği bu prestijle kazandı. Ne var ki, kişiliği Washington’da güven uyandırmadığından, emperyalizm Cedras darbesini gerçekleştirdi.

 

Bunun sonrasında, iki olgu emperyalizmin Haiti politikasının değişmesine yol açtı. Birincisi, yukarıda da gördüğümüz gibi, toplumsal koşullar giderek Cedras hükümetini zorlamaya, onun tarafından denetim altına alınamaz hale gelmeye başlamıştı. İkincisi ise, Aristide, dönemin ABD başkanı Clinton ile pazarlık yapmış, IMF’nin gösterdiği doğrultuda bir ekonomik politika izleyeceğine ilişkin ona güvence vermişti. Böylece Aristide, ABD emperyalizmi açısından Haiti’nin merkezi şahsiyeti haline gelmişti. 1994’teki genel seçimleri, Aristide’in eski başkan yardımcısı René Raval kazandı (şu anda ülkenin “güçlü adamı durumunda). 2000’de ise yeni genel seçimler düzenlendi ve muhalefetin sahtecilik suçlamalarıyla birlikte Aristide oyların yüzde 92’sini elde etti.

 

Aristide hükümeti

 

Aristide hükümeti kısa sürede kitlelerden uzaklaşmaya başladı. ABD ve IMF’ye verdiği sözler çerçevesinde, kendisine iki kez kitlesel halde oy veren kesimlerin aleyhine politikalar izlemeye başladı: Yaygınlaşan sefaletin sorumluları olan büyük yabancı çıkar çevrelerine ve yerli oligarşiye dokunmadı. Bunun ardından, ülkenin en önemli ihracat mallarının (kahve, tütün, rom) fiyatlarının düşmesiyle birlikte ciddi bir ekonomik kriz patlak verdi. Öte yandan, iç koşulların karmaşıklaşmasıyla birlikte, bir başka önemli gelir kaynağı olan turizm sektörü gerilemeye başladı.

 

Koşulların giderek ağırlaştığı üç yıllık iktidar döneminin ardından Aristide hemen hemen tüm toplumsal desteğini yitirdi. Başlangıçta onu destekleyen kesimler muhalefete kaydı. Bu sürecin bir ifadesi olarak, 2003 Kasım seçimlerinde, polis tarafından ağır bir biçimde bastırılan bir öğrenci ayaklanması patlak verdi. Bu arada Aristide, 2000 seçimlerine ilişkin yolsuzluk suçlamaları yapan kesimlerden başlayarak çeşitli burjuva çevreleriyle arasını açmaya başlamıştı, ve şimdi bu kesimler onun istifasını talep etmekteydiler.

 

Aristide’in bu durum karşısında bulduğu çözüm, özellikle polis gücüne dayanarak baskı mekanizmalarını güçlendirmek oldu (ordu 1994’te dağıtılmıştı). Ancak, silahlı muhalif kuvvetler güçlendikçe, ve emperyalizmin tavrının değişmekte olduğu açıklığa kavuşunca, başkent ve öbür önemli kent polis güçleri hükümeti desteklemeyi bıraktı ya da muhalefete ve paramiliter gruplara vereceği desteğin pazarlığına yöneldi. Cabo Haiti gibi bazi önemli kentlerin çabucak muhalefetin eline geçmesinin ardında yatan neden de budur.

 

Aristide’e tam destek veren yegane grup, belirli bir askeri-politik güce ve Puerto Principe’in dış mahallelerinde belirli bir toplumsal desteğe sahip chimeres örgütü oldu. Bazı haberlere göre bu grup, muhalif paramiliterlere karşı belirli bir direniş gösterdi (çatışmalarda 10 kadar kişi öldüğü söylenmekte). Ama bunun ardından ABD askeri piyadeleri devrik başkanı kaçırarak gizledi ve yurt dışına çıkardı.

 

Askeri ve sivil muhalefet

 

Aristide’e karşı “sivil muhalefet” çeşitli değişik güçlerden oluşmakta. Bu muhalefetin içinde, Gerard Charles’ın sosyal demokrat partisi ile hıristiyan demokratlar gibi Duvalier’ye karşı mücadele etmiş sektörlerden, ABD yurttaşı ve emperyalizme yakından bağlı 184’ler Grubu’nun lideri André Apaid gibi işadamlarının başını çektiği Demokratik Birlik’e kadar uzanan partiler yer almakta. Bunları birleştiren politik söylem, Aristide hükümetinin “suistimallerine” karşı mücadele ve bizzat Aristide’in istifası taleplerinden oluşmakta. Ancak, daha başından itibaren bu blok, “iç savaşın engellenebilmesi için yabancı güçlerin müdahalesi” istemini ileri sürerek emperyalizm ile olan bağını açığa vurmuş durumda.

 

Başta Ulusal Direniş Cephesi olmak üzere, silahlı direniş güçleri ise, eski diktatörlüklere ortak olmuş ve CIA’ya yakından bağlı baskıcı silahlı kuvvetlerin eski üyelerinden oluşmakta. Bu grupların liderlerinden Guy Phillipe eski polis şefiydi, Louis-Jordel Chamblain ise Cedras hükümetinde yer almış, ardından da Dominik Cumhuriyet’ine sürgüne gitmişti. Bunlara daha sonraları, Antibonite Devrimci Cephesi gibi önceleri Aristide’i desteklemiş örgütler ile bazı polis kuvvetleri de katılmıştır.

 

ABD emperyalizmi kukla bir hükümet kuruyor

 

Çatışmalar sürecinde Yanki emperyalizmi önce Aristide ile muhalefet arasında, muhalif kesimden birinin başbakan yardımcısı olarak hükümete alınması ya da erken seçimlere gidilmesi gibi formüllerle pazarlıklar gerçekleştirmeye çalıştı, ama daha sonra Aristide’e verdiği desteği çekerek iktidarın muhalefete devredilmesi çizgisine geçti. Bütün bu gelişmelerin, Venezuela’da Nisan 2002’de yaşanan gelişmelerle benzerliği bulunmakta. Orada, sağ güçler ile burjuva kesimleri, hazırladıkları darbe girişimini kamufle edebilmek için orta sınıflara dayalı bir “halk ayaklanması” yaratmaya çalışmışlardı. Ama işçiler ve halk kitleleri bu girişime karşı seferber olmuşlar ve darbeyi boşa çıkarmışlardı. Haiti’de ise, Aristide’in ABD ile olan yakın bağımlılık ilişkileri ve bizzat kendisinin emperyalist güçleri yardıma çağırmış olması nedeniyle politik ağırlığını yitirmiş olmasından ötürü bu gerçekleşmemiştir. ABD darbeci politikasını deniz piyadelerinin işgaliyle tamamlamış, böylece Aristide’i iktidardan düşürerek iktidara getirdiği muhalefet güçlerini de sıkı denetimi altına almıştır. Onun bu politikası Fransa (Haiti’nin eski sömürge metropolü ve paramiliter grupların destekçisi) ve Birleşmiş Milletler tarafından da desteklenmiştir.

 

Yüksek Adalet Mahkemesi başkanı Boniface Alexandre tarafından kurulan yeni hükümet, açıkça ABD’nin kuklasıdır. Birincisi, kimlere itaat ettiğini açıkça belli etmek için, Bonifice, ABD ve Fransa büyükelçilerinin huzurunda yemin etmiştir. O andan itibaren de gerek kendisinin gerekse hükümet başkanının korunmasını Amerikan askerleri üstlenmiş, bu durum basında onların “sanal mahkumlar” olarak tanımlanmasına yol açmıştır. İkincisi, Aristide’in devrilmesine katılan tüm güçler ABD birliklerinin varlığını ve BM’in müdahalesini daha başından itibaren talep etmişler, ardından da varlığını onaylamışlardır. Ve gene itaat gösterisi olarak, askeri liderlerden Guy Phillipe, kendi birliklerinin silahlarını ABD güçlerine teslim etmeyi kabul ettiğini ilan etmiştir.

 

BM’in rolü

 

Haiti’de yaşananları emperyalizm yanlısı bir darbe ve Boniface Alexandre hükümetini de kukla hükümet olarak tanımlamamız, ABD emperyalizminin Haiti’de rahat bir konumda olduğunu göstermez. Seçim dönemine giren ve Irak’ta her geçen gün ağırlaşan sorunlarla karşı karşıya olan Bush hükümeti, daha çok sayıda askerin yaşamını riske atacak yeni bir işgal cephesi açmak niyetinde değildi. Ne var ki gelişmeler karşısında çaresiz kaldı. Hiç bir sorunun çözülmediğini gören kitlelerin gelecekteki muhtemel bir direnişine karşı, Afganistan’da yaptığı gibi, çeşitli paramiliter örgütleri desteklemeye yöneldi. Bununla birlikte, acil bir tehlikeyle karşı karşıya: muhalefetin heterojen yapısının, tıpkı Afganistan’da olduğu gibi, çeşitli silahlı “savaş ağaları” grupları arasında çatışmalara yol açabilme olasılığı. ABD için bunu savuşturabilmenin tek yolu ise, askerlerini adada kalıcı kılmak.

 

Bu gelişmeler içinde Fransız emperyalizminin desteği, ve ABD’nin ve yeni hükümetin istekleri doğrultusunda BM’in müdahalesi özel bir önem taşımakta. Zira bu, mavi bereliler aracılığıyla, Bush’a politik ve askeri meşruiyet kazandıracaktır. Bu arada, başta Brezilya devlet başkanı Lula ve Arjantin devlet başkanı Kirchner olmak üzere bir çok Latin Amerika lideri de sadece BM’in müdahalesini desteklemekle kalmamakta, aynı zamanda mavi berelilere katılacak asker önerisinde de bulunmaktalar. Söz konusu olan Haiti halkına yönelik bir insani yardım değil, önerdikleri “barış” maskesi ile Bush’a destek vermektir.

 

Emperyalizm, Haiti’den defol !

 

UİB-DE olarak biz, Haiti’ye yönelik bu Franko-Amerikan askeri işgali lanetliyor ve emperyalist birliklerin derhal geri çekilmesini talep ediyoruz. Aynı şekilde, ABD ve Fransız emperyalizmlerinin politikalarını desteklemeye yönelik herhangi bir Birleşmiş Milletler askeri ve politik girişimini de ret ediyoruz. Lula, Kirchner ve diğer hükümetlerden Haiti’ye tek bir askerin bile gönderilmemesini talep etmeliyiz. Haiti’de hangi hükümetin kurulacağına karar vermek ancak Haiti halkının hakkıdır. Biz bu halkın, sömürgeciliğe karşı vermiş olduğu mücadeleden bir ulus olarak doğuşuna ve Duvalier’ye karşı savaşımına dek yarattığı gelenekten hareketle, zafere gidecek yolu bulacağına güveniyoruz.

 

 

 

 

setstats1Ana Sayfa          Gündem         Dünya          Enternasyonal          Gençlik        İşçi Hareketi           Belgeler         İşçi Cephesi          Yazarlar