|
Nisan 2004 |
|
|
|
|
Emperyalizme karşı ayaklanma Irak’ı sarsıyor
Irak’ta
son haftalarda belirleyici değişiklikler gerçekleşti. Artık ne emperyalist
politika ve müttefikleri açısından ne de Irak halkının direnişi açısından
hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Felluce’de ve yakın şehirlerde gerçekleşen eylemler -ki
direniş, kuzeyde Bağdat’a giriş yollarını kontrol etme aşamasına geldi-,
ülkenin güneyinde ve merkezinde bir dizi şehrin -Necef, Kut ve Kufa gibi
şehirler ve Bağdat çevresindeki bazı semtler- ve Nasiriye ve Kerbela gibi
kentlerdeki hükümet binalarının hem işgal güçlerinin hem de kukla Irak polis
güçlerinin kovularak zapt edilmesi ve ardından Amerikalıların zapt edilmiş
şehirlere ve Felluce’ye yönelik karşı saldırısı -500’den fazla insanın
ölümüne yol açarak- ile isyancı Şii semtlerine yönelik vahşeti, yalnızca
Irak’ta değil aynı zamanda uluslararası boyutta da sonuçları önce İspanya’da
simdi ise İtalya, Japonya ve bizzat ABD’de görülen ciddi ölçekli bir dönüşümü
gündeme getirdi. Bu dönüşümün temel etmeni Irak
kitlelerinin sert ve yaygın bir biçimde işgale karşı mücadeleye girmiş
olması. Askeri alandaki günlük gidiş gelişler ne olursa olsun, bugün dünyanın
temel savaş gücü ile çok daha zayıf donanımlı silahlı gerilla arasında bir savaş
söz konusu ve bütün bu süreç boyunca emperyalizm, potansiyel sömürgesi
üzerindeki kısa ya da orta vadeli sürekliliğini tehlikeye düşüren bir dizi
terslikle baş etmek zorunda kaldı. 1982 Lübnan ya da Vietnam savaşı karşılaştırmaları
artık ABD basınından askerlerine ve hatta burjuva politik sözcülerine dek
açık bir biçimde ifade ediliyor. Direnişin sertliğine yanıt verme çabası ve
son gelişmelerde görüldüğü üzere işgalcilerin karşılaştıkları nefret, yanki
birliklerinin gösterilere yönelik vahşi şiddeti artırma ve semtlerde ve
sokaklarda masum insanları, yaşlı ve çocukları katletme, binlerce eski Irak
askerini ya da şüpheliyi tutuklama, şehirleri kuşatma, açlığa mahkum etme ve
Felluce’de yaptıkları gibi cami ve evleri yıkma noktasına getirdi. İşgalciler
açısından tüm Iraklılar muhtemel düşman ve bu nedenle imha edilmeliler. Fakat
bu kez tüm işgalciler ve emperyalizmin işbirlikçileri Irak halkının geniş
kesimleri açısından imha edilmesi gereken bir düşmana dönüşmüş durumda. Bir
Şii kesimi silahlı direnişle birleşti
Saddam Hüseyin tarafından
öldürülmüş ünlü bir ayetullahın oğlu olan Muktad el-Sadr’ın önderliğindeki
mehdi ordusunun doğrudan silahlı mücadeleye girişi, direnişin panoramasını
değiştirdi. Artık kuzeyden güneye ulusal bir ayaklanma söz konusu, bizzat
Sadr’ın kendisinin söylediği gibi; “Düşmanım Bush’a sesleniyorum. Artık
bir ulusa karşı savaşıyorsunuz, kuzeyden güneye, doğudan batıya, ve biz size
Irak’tan çekilmenizi öğütlüyoruz! Amerika’ya Irak devrimine karşı koymamayı
öğütlüyoruz.” Irak’ta Nisan ayına dek iki
tip direniş söz konusuydu. İlki ağırlıklı olarak Sünni sektörlerce üstlenilen
askeri karakterli bir direniş ve diğeri ise temel olarak Saddam rejimince
politik ve ekonomik olarak ayrımcılığa tabi tutulmuş Şii kesimlerin
seferberliklerinde ifadesini bulan protesto karakterli kitle hareketleriydi.
Bir süre boyunca askeri direniş ve gerillalar çoğunlukla Sünni kökenliydiler.
Bu durumda Celal Talabani gibi Kürt liderler ile Al Hakim gibi İran hükümetiyle bağlantılı olan ve kukla
hükümet konseyine katılımı onaylamış Şii din adamlarının İşgalcilerle olan
işbirliğinin büyük payı vardı. Ama ülke nüfusunun yaklaşık %60’ını oluşturan
Şii kesiminde işgalin işsizlik ve baskı gibi sonuçlarına karşı sürekli bir
kitlesel protesto mevcuttu. Yine de önderliğin sükunet çağrıları istilacılara
karşı henüz askeri eylemlere girişmemiş bu topluluğu kontrolde tutuyordu. “Biz
kardeşiz ve asla ülkemizi satmayacağız”
Yeni gelişmelerle birlikte her iki kesimde mücadeleye
girmiş durumda ve açık bir biçimde işgalci düşmana karşı mücadeleyi
birleştirmeye başladılar. Geçtiğimiz günlerde, Bağdat’taki bir Şii camiinde
“ne Sünni ne Şii, biz kardeşiz ve asla ülkemizi satmayacağız” sesleri
yükseldi. Bu sesler emperyalist talanın ülkede yol açtığı işsizliğe,
yoksulluğa ve sefalete olan öfkenin bir yansımasıydı. Emperyalist işgal
ülkedeki Şii ve Sünnilerin ortak düşmana karşı birleşmesine yol açtı. Felluce
ve diğer Sünni semtlerinden, Şii ayaklanmasına ve Sadr kentindeki emperyalist
kuşatmaya karşı yükselen destek, bu kesimleri birbirine kenetledi.
Bağdat’taki Sünni el Ademiye semti, Sadr şehrindeki Şii komşularına destek
için Amerikan birliklerine karşı ayaklandı. İsyancılarla dayanışma “Sünni
üçgeni” olarak adlandırılan Ramadi ve Felluce’den başkentteki Sünni
camilerinden geliyor. İki Müslüman kesim arasında bulunan ve mevcut
hükümetlerce sürekli kışkırtılan duvar yıkılıyor. Her iki gerilla hareketi de
ilerlemekte olan ulusal mücadele düşüncesi etrafında birbirlerini destekliyor
ve olanca askeri üstünlüğüne karşın, Amerikan birliklerine son günlerde büyük
güçlükler çıkartıyorlar. Bu yeni gerçeklik artık Irak halkının direnişinde
birleşik bir komuta ya da cephe olasılığını ve ihtiyacını gündeme getiriyor.
Bugün emperyalist işgale karşı mücadele veren Sünni ya da Şii burjuva önderliklerine
yönelik en ufak bir güven duymuyoruz, zira her iki sektörde her an değişik
yollar üzerinden (BM, İran hükümeti) düşmanla pazarlığa girişebilir. Ama
yalnızca bir cephe ya da birleşik bir komutanın oluşumu direnişin sıçramasına
ve işgalcilerin kuşatılmasına giden yolda bir aşama kaydedilmesine
yolaçabilir. Düşman
zayıflıyor
Bugün Irak’taki Hükümet konseyi halk üzerinde ne
bir etkiye ne de bir ağırlığa sahip, gerçek iktidarın neredeyse varolmayan
bir maskesi; yani APC (geçici koalisyon yönetimi) ve yankilerin politik ve
askeri yönetiminin. Buna rağmen bazı bakanlar ve konsey üyeleri dahi Felluce
gibi kentlerde sivil halka karşı emperyalizm tarafından uygulanan vahşi
şiddet düzeyinin ve ülkedeki en yüksek ABD temsilcisi Paul Bremer’in- ki
Amerikan deniz piyadelerinin sivil halka uyguladığı zulmün yüksek sorumlusu-
baskılarının dayanılmaz bir hale geldiğini ilan ettiler. Irak halkının
işgalcilere sırt çevirmesiyle birlikte mevcut yerel önderler de gelecekteki
etkinliklerini düşünerek hareket etmeye başlıyorlar ve sivillere yönelik
katliamlara imza atan bir hükümetin unsurları olarak “yanmaktan” kaçınmaya
çalışıyorlar.
George Bush hükümeti Irak’a yönelik işgali başlattığı
dönemdeki mevcut pozisyonunda epeydir belirli düzenlemelere gitmiş, BM’nin
devreye girmesiyle birlikte Irak’ta saplanılan bataklıktan çıkmaya
uğraşıyordu. Bush hükümetinin planı BM’nin devreye girmesiyle Şii
önderliğini, onunla işbirliği halinde elde etmek ve BM’nin direnişi tasfiye
etmesiyle birlikte Irak’taki işgalin meşrulaşmasını sağlamaktı. Şurası çok açık ki, BM ve
gerçekte onun arkasında bulunan savaşa doğrudan katılmamış Fransa ve Almanya
gibi emperyalist Avrupa devletleri bu çizgiye fazlasıyla yatkındılar. Ama simdi
süreç çok daha zorlu, çünkü artık Şiiler savaşın içindeler ve ABD’nin temel
müttefikleri (İngiltere ve İspanya) Aznar’ın hezimetinin ardından bugün çok
daha zor bir durumla karşı karşıyalar. Emperyalist
saldırganlar için bir kabus
Katliamlar ve direniş tüm
dünyada anti-emperyalist duyguları körüklüyor. Müttefikler ise ciddi bir iç
sorunla karşı karşıya; Balir, Berlusconi, Zapatero ve Koizumi ordularının
acilen Irak’tan geri çekilmesine yönelik kitle seferberlikleriyle kuşatılmış
durumdalar. Bush’u başından itibaren doğrudan takip eden ya da sonradan
işgale destek amacıyla Irak’a birlikler gönderen hükümetler kritik
gelişmelerle yüzleşiyor. Bu
durumun en açık örneği İspanya oldu. Aznar hükümetinin düşüşü, emperyalizmin
içine gömüldüğü bataklıkta temel müttefiklerinden birini kaybetmesi anlamına
geliyordu. Şu ana dek ilk kez Irak’ta işgale doğrudan katılmış ya da destek
olmuş hükümetlerden biri kitle hareketlerince yenilgiye uğratıldı. 20 Mart tarihinde tüm dünyada
işgal güçlerinin geri çekilmesi ve işgalin son bulması amacıyla düzenlenen
kitle gösterileri önemli bir gösterge oldular. Kitle hareketleri ve bu
ülkelerdeki halkların işgali reddetmesi, mevcut hükümetleri her defasında
daha fazla köşeye sıkıştırıyor. Bazı hükümetler daha şimdiden Irak’tan
çıkmaya uğraşıyor, bazıları ise Tayland ve Polonya örneğinde görüldüğü üzere,
Iraktaki varlıklarını sürdürmeye gayret ederken derin krizlerle boğuşuyorlar. |
|
![]()
Ana
Sayfa
Gündem
Dünya
Enternasyonal
Gençlik
İşçi Hareketi
Belgeler
İşçi Cephesi
Yazarlar