Ocak 2001

 

Porto Allegre Dünya Sosyal Forumu:

 

Sermayeye Karşı Mücadele ile Onun İnsanileştirmesi Hayali Arasında

 

120 ülkeden yaklaşık 16 bin insan 26-29 ocak tarihleri arasında Brezilya’nın  Porto Allegre kentinde gerçekleşen 1. Dünya Sosyal Forumunda buluştu.

 

Bu olay, kapitalist ekonominin geleceğini tartışmak ya da forum üyeleriyle kurulan bir tele konferans esnasında Mayıs Meydanı annelerinin başkanının söylediği gibi ‘resmi ekonomik planların dünyada kaç çocuğu öldüreceğini’ hesaplamak için dünya burjuvazisinin en büyük temsilcilerinin yıllık toplantılarını gerçekleştirdiği Davos (İsviçre) dünya ekonomik forumuna karşı gerçekleştirildi. 

 

Toplantıya önemli politik liderler katıldı: Sao Paulo’dan Marta Suplicy ile birlikte Brezilya’dan Lula Meksika DRP’sinden Cauthemoc Cardenas, Cezayir devrimi lideri Ben Bella ve ülkenin devlet başkanı, Küba ulusal meclis başkanı Ricardo Alarcon.  Ayrıca kitle hareketinin birçok lideri toplantıdaydı: Ekvator’dan Albay Lucio Gutierrez, Arjantin AWC’sinden Victor de Genaro, Ekvator CONAIE’sinden Blanca Chanosco, Fransa’dan köylü lideri Jose Bove, Güney Afrika COSATU’dan Joyce Phekane toplantıya katılan kitle liderleriydi. Mısırlı ekonomist Samir Amin, Le monde diplamotique editörleri Bernard Cassen ve Ignacio Romanet, Armand Mattelar, Aninal Quijano, Michael Lowy, Martha Harnecker gibi ünlü aydınlar toplantıya katılanlar arasındaydı. Ayrıca olayın organizatörlerinden Brezilyalı Oded Grajew ve Latin Amerika küçük ve orta ölçekli işadamları derneği başkanı Arjantinli Francisco dos Reis gibi neo-liberal modele karşı olan işadamları toplantıya katıldı. Bu şahsiyetlerin yanında birçok ülkenin sivil toplum örgütlerinden yüzlerce temsilci, sendikalardan binlerce insan, farklı eğilimlerden politik militanlar ve liderler, ayrıca yazarlar, gazeteciler, öğrenciler ve gözlemciler toplantıya katıldı.

 

Forumun düşüncesi sokaktan geldi ama...

 

Bu dünya sosyal forumunun gerçekleştirilmesi düşüncesi, 1988’deki çok yönlü yatırım anlaşmalarına karşı, Seattle’da dünya sendikal örgütlerine karşı, Washington’da IMF’ye karşı gerçekleşen büyük seferberlikler ve birkaç başka seferberlik esnasında öne sürülmüştü. Bununla birlikte, Porto Allegre dünya sosyal forumunun ruhu bu seferberliklerden bir miktar farklıydı. Porto Allegre’de baskın olan bu hareketlerin anti-kapitalist radikalizasyonunun tam tersiydi. Foruma egemen olan anlayış, organizatörlerinin uysallığıydı. Sokak eylemleriyle güçlendirilen zengin tartışmalar bekleyenler, binlerce delegenin sadece konferans konuşmacılarının zamana veya kendi isteklerine göre cevaplamaya karar verdikleri, okunan ya da okunmayan yazılı sorular sormaya hak tanındığı ve sadece daha önce seçilen konuşmacıların konuşabildiği 16 konferanslık bir forumla karşılaştılar.

 

Forum süresince bizim akımımız UİB-DE (Uluslararası İşçi Birliği- Dördüncü Enternasyonal) PSTU ile birlikte (Birleşik Sosyalist İşçi Partisi, UİB-DE Brezilya seksiyonu) konferansların anti-demokratik karakteri ile birlikte, radikallikleri nedeniyle organizatörler için ‘tehlike’ taşıyanların dışarıda bırakılması çabalarını kınayan, ‘Sosyal Forum, dışarıda bırakılanları dışında bırakamaz’ başlıklı bir deklarasyon (üç dilde) yayınladı. Açılış töreninde radikal bir eylem gerçekleştirilmesi engellenen Brezilyalı topraksız işçiler (MST), merkezi görüşmelerin yapıldığı yere yarım saat uzaklıkta bir kampa hapsedilen gençlik veya ücra yerlerde ikamet etmesi planlanan ve bu durumda öfkeleri daha da artan siyah hareketi için geçerli olan buydu.

 

Bir program gerekiyor... ama hangi program?

 

Neden bu kadar çok bürokratik kriter vardı? MST’yi evcilleştirmek için neden bu kadar çok çaba harcandı? Seattle, Washington veya Prag’ın baş rol oyuncusu gençliği dışarıda bırakmaya çalışan politikanın nedeni neydi? Hazırlanan tartışmalara ve Forumun kapalı perdesine bakıldığında bu sorulara bir yanıt bulunabilir.

Organizatörler DTÖ (Dünya Ticaret Örgütü) ve IMF’ye karşı seferberliklerin sınırlı olduğunu söylediler. Bu hayır demek için yeterli değildi. Gerekli olan bir alternatifin hazırlanmasıydı. Anti Davos Forumu bu nedenden kaynaklı hazırlanmıştı. Sorun, bu alternatif programın ne olduğudur. Ayrıca, bu olayda bir program tanımlamak istemediklerini ve sadece bu tartışmayı başlatmak istediklerini söylediler. Fakat, organizatörlerin ve konuşmacıların çoğunluğunun tutumunda programatik bir hat temeldi.

Sözü edilen seferberliklerde en fazla duyulan slogan ‘kapitalime ölüm’ idi. Göstericilerin çoğunluğu küreselleşmeye karşıydı ve IMF ve dünya bankasının için bir son talep ediyordu. Fakat Porto Allegre Forumunda çoğunlukla duyulan bu değildi. Daha ‘gerçekçi’ bir çözüm bulma argümanıyla, gerçekte ütopik olan bir alternatif bulundu: sermayeyinin insanileştirilmesi.   

Bu anlayışın bir parçası olarak derin bir biçimde karşıt sosyal sınıflara bölümmüş olan mevcut dünya, herkesin ‘yurttaş’ olarak bütünleştiği, sanki olası ve uzlaşmaya açıkmış gibi bütün işveren ‘yurttaşların’ bütün işçi ‘yurttaşlarla’, toprak ağası ‘yurttaşların’ topraksız 'yurttaşlarla' bütünleştiği bir dünya olarak sunuldu. Yurttaşlık ideolojisi evrensel bir değer olarak burjuva demokrasisinin savunulmasıyla birleştirildi. Konferans konuşmacılarının büyük çoğunluğu tarafından bu görüş savunuldu ve hazırlanmış önerilerin bütünde yer aldı.

Bu biçimde forum büyüyen sefaleti ele aldı, spekülatif sermayenin sorunlarını, IMF gibi uluslararası mali örgütleri tartıştı. Ne var ki son yüzyılın temel dersleri üzerinde durulmadı. Örneğin, sadece sermayeyi kamulaştıran ülkelerin işsizliğin, açlığın, cehaletin ve toplumsal hastalıkların üstesinden geldiği gerçeği dile getirilmedi.

Spekülatif sermaye ile zıt bir başka çözüm bulundu: sosyal forumun belli başlı organizatörlerinden biri ve Le Monde Diplomatique direktörü Bernard Cassen'in hararetle savunduğu savunulan Tobin vergisi.

Savunucuları, dünya çapındaki tüm para değişimi işlemlerinden % 0,25 oranında vergi alınmasını öngören tasarıyı spekülatif sermayeye yönelik şiddetli bir saldırı ve çok önemli bir toplumsal fon kaynağı olarak görüyorlar. Bu uygulamanın uluslararası finans sistemi tarafından kabul edileceğini varsaysak bile (ki, bugün böyle bir şey geçerli değil) elde edilen kaynağın kitlelerin toplumsal sorunlarının çözümlenmesinde harcanacağını düşünmek saflık olacaktır. Zira, eninde sonunda bu kaynağı yönetecek olan gene kapitalist hükümetlerdir. Bu kaynakların işçilere dönmesini sağlamanın tek yolu işçilerin kendilerinin bu kaynakları denetleyebilmesidir. Ama bunun için de işçilerin hükümetlerin başında bulunması gerekir. Ne var ki vergi önerisini daha gerçekçi kılan bu çözüm, forum organizatörlerinin büyük çoğunluğu tarafından ütopik olduğu nedeniyle göz ardı edildi. 

Aynı demokratik yanılsama, emperyalizm tarafından denetlenen bir uluslararası örgüt olan Birleşmiş Milletler'in demokratikleşmesi konusunda da egemendi. Konferansların birinde sözcülük yapan ünlü Brezilyalı yargıç Fabio Camparatto, savaşsız bir dünyaya ulaşmak, zengin ve yoksul ülkelerin olmadığı bir dünyaya kavuşmak için BM’i demokratikleştirmemiz gerekir diyerek konuşmasını sonlandırdı. 

Bu görüşe göre tüm dünya ulusları BM’de eşit haklara sahip olmalı. Böylece, yüzün üzerindeki azgelişmiş ülkenin kendilerine ilişkin kararları, sayısı onu bulmayan güçlü ülkeye kabul ettirebilmesi olanaklı. Ama konuşmacı bir sorunun yanıtını atlıyor: büyük güçlerin bu demokratik kriteri kabul etmesini sağlamak için ne yapılmalı?

Forumun ulaştığı temel politik sonuç, ‘faklı bir dünya olanaklıdır’ sloganında somutlandı. Davetli bütün konuşmacılar bu sloganı yinelediler. Öte yandan, kampa hapsedilen gençlik ayrıca kendi arasında tartıştı ve sonuçlar çıkardı. Farklı olan tek sonuç onlarındı. ‘Sosyalist bir dünya olanaklıdır’ başlığını taşıyan bir bildirgeyle bu farklı yaklaşımlarını dile getirdiler. Bu bildirge kapanış oturumunda okunacaktı. Anlaşma böyleydi. Ama ‘demokrasi’ ve ‘yurttaşlık’ adına organizatörler buna izin vermedi. 

 

Yeni bir uluslararası ortam

 

Pek çok devrimci , organizatörlerin bilinen amaçları nedeniyle Dünya Sosyal Forumuna katılmadı. Biz göre bu bir hataydı. Çünkü organizatörlerin projesine rağmen Forum tartışmak, deneyimleri paylaşmak, ortak mücadeleler örgütlemek, programatik tartışmaları ilerletmek için önemli bir fırsattı. Sokaklarda, fabrikalarda, okullarda mücadele eden binlerce militanın biraraya gelmesiyle yeni bir uluslararası ortam oluştu.

Coşkulu bir ortam mevcuttu ve yalnızca konuşmacıların konumunda temsil edilenler değil ayrıca konferansta kendilerini ifade etme olanağına sahip olmayanlar da coşkuya ortak oldu. Bu, pek çok farklı ülkeden gelen savaşçılarla buluşmanın olanaklı olduğu uluslararası bir buluşmanın coşkusuydu. Ayrıca her ne kadar merkezi konferanslarda yapmak olanaklı olmasa da deneyimleri paylaşmak ve konumları tartışmak olasılığına sahip olmanın yaşattığı coşkuydu. Birçok farklı konuda 400 paralel toplantı gerçekleşti. Çoğunluğu oldukça demokratik olan bu toplantılar organizatörlerin merkezi konferanslarda ikame ettiği bürokratik uygulamanın sorgulandığını gösterdi. İlginç bir biçimde bu toplantılar daha fazla insanı çekti. Kolombiya, Dış Borç, Küba ve sendikal ağ üzerine yapılan ve resmi konferanslarda yer almayan konular dikkat çekti. 

Gelecek yıl için planlanan ve tekrar Porto Allegre’de yapılması planlanan 2. Dünya Sosyal Forumunun çağrısı yapıldı. İlk forumda olanlar düşünüldüğünde ikincinin de binlerce aktivisti çekeceği kesin olarak söylenebilir. Dolayısıyla, 2. Foruma daha kitlesel olarak katılmak ve onu, sömürülen halkların ve dünya işçi sınıfının mücadelesini örgütleyen bir sahneye dönüştürmek için organizatörlerin ikame ettiği sınırlara karşı savaşma şansına sahibiz. Ama bu yeterli değil. Mücadelelerin yalnızca koordinasyonuyla yetinmeyip, bu mücadelelerin nereye, hangi hedeflere doğru yönlendirilmesi konularına da açıklık getirmemiz gerekiyor. Forum organizatörlerinin mevcut tutumunu sorgulayan programatik bir tartışma da kaçınılmaz olacaktır.   

 

setstats1Ana Sayfa          Gündem         Dünya          Enternasyonal          Gençlik        İşçi Hareketi           Belgeler         İşçi Cephesi          Yazarlar