Yıl: 25

10 Haziran 2004

 

 

 

 

Emperyalist terörist örgüt İstanbul’da toplanıyor

 

NATO zirvesine geçit vermeyelim

 

 

İşçi Cephesi

 

ABD ve İngiliz emperyalizmine karşı Irak’taki silahlı ve kitlesel direniş her geçen gün genişleyerek güçleniyor. Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan farklı etnik ve dini kesimler direniş cephesinde birleşmiş durumdalar. Felluca, Kut, Kerbela, Necef gibi pek çok yerde denetim ulusal güçlerin elinde. Her gün ağır askeri darbeler yiyen ABD emperyalizmi, açığa çıkan katliam ve işkence haberleriyle kendi evinde ve dünya kamuoyunda da büyük bir yara almış durumda. Şimdi ABD yavaş yavaş Irak yenilgisini ve geri çekilişini örgütlemek çabasında. Ama Ortadoğu’yu sömürgeleştirmek planından vazgeçmiş değil. Tam tersine yeni ve büyük bir saldırının arifesinde. Bu saldırısının en önemli aracı ise NATO ve onun işbirliği yaptığı bölge rejimleri. İşte NATO’nun 28-29 Haziran’daki İstanbul zirve toplantısında bu saldırının planları onaylanacak.

 

 

II. Dünya Savaşı sonrasında (1949), başta Sovyetler Birliği olmak üzere dönemin işçi devletlerine karşı ABD önderliğinde bir emperyalist ittifak olarak kurulan Kuzey Atlantik İttifakı Örgütü (NATO), SSCB ve öbür bürokratik devletlerin yıkılmasından sonra gene ABD’nin öncülüğünde kendine yeni bir yöneliş saptamış durumda: dünyanın pek çok bölgesinin emperyalizm tarafından yeniden sömürgeleştirilmesi. Bu sömürgeleştirme saldırısının şu andaki en önemli kavgası Irak, Filistin ve Afganistan halklarına karşı veriliyor.

 

Emperyalizmin yeni sömürgeleştirme stratejisi ve NATO

 

1960’larda dünya halklarının sömürgeci ülkelere karşı verdikleri mücadelenin şiddetlenmesi ve yer yer zaferler kazanması, ve özellikle de Vietnam’da aldığı askeri ve politik yenilgiden (1972) sonra ABD emperyalizmi strateji değiştirerek askeri işgalleri en az düzeye indirmiş, buna karşılık yarı sömürge ülkeleri denetim altında tutabilmek için askeri darbelerin örgütlenmesine ağırlık vermiş, ve bu arada IMF ve Dünya Bankası gibi kendine bağlı mali kuruluşları ön plana çıkarmıştı. Buna rağmen emekçi halkların mücadelesi kesilmeyip sürmüş, emperyalist yağmaya ve kapitalist sömürüye karşı direniş durmamış, hatta Nikaragua ve Irak’ta olduğu gibi pek çok yerde halklar başlarındaki kukla rejimleri devrimlerle yıkmayı bilmişlerdi. O dönemde son derece güçlü nükleer ve stratejik silahlarla donanmış Sovyetler Birliği’nin varlığı da, emperyalizmi açık işgallerden ala koyan etmenlerden biriydi.

 

Bugün ise Sovyetler Birliği artık yok. Üstelik emperyalist ekonomi ciddi yapısal krizlerle sarsılıp duruyor ve bu krizlere dayanabilmesi için dünya kaynakları üzerindeki sömürü ve talanını şiddetlendirmek zorunda. Ve daha da önemlisi Arjantin’den Filipinlere ve Güney Kore’ye kadar işçi sınıfı ve halklar, ekonomik, sosyal ve politik hakları uğruna mücadele etmeye, ayaklanmaya, devrimler örgütlemeye devam ediyorlar. Bu durum, emperyalizmin “güvenliği”, yani dünya egemenliği için ciddi bir “tehdit” oluşturmakta. İşte bu ortamda ABD emperyalizmi, eski stratejiyi, yani açık askeri müdahaleler, savaşlar ve işgaller stratejisini yeniden canlandırarak dünya ölçeğinde yeniden sömürgeleştirme saldırısına başvurmuş durumda.

 

Bu saldırının en önemli aracı ise NATO. ABD emperyalizminin maşası olan bu askeri ve politik saldırı örgütünün genel sektreteri Hoop Scheffer, yeni stratejiyi çok açık bir dille ifade ediyor: “Bölgesel savunma, işlevimizin merkezinde yer almaya devam ediyor, ama ülkelerimizden uzakta ortaya çıkan potansiyel risklere ve tehditlere karşı koymadığımız sürece güvenliğimizi koruyamayız. Ya bu sorunlarla çıktıkları zamanda ve yerde uğraşırız, ya da bunlar sonunda gelir kapımıza dayanır” (17 Mayıs 2003, Brüksel). Scheffer’ın dile getirdiği “potansiyel risklere ve tehditlere karşı koymak”, ABD’nin faşist başkanı Bush’un ünlü “önleyici savaş” stratejisinden başka bir şey değil. Yani, emekçi halkların mücadelesinin ve emperyalizmle arasına belirli bir mesafe koyan ulusal hükümetlerin ABD’nin dünya egemenliğini tehdit ettiği her yere NATO aracılığıyla askeri müdahalede bulunup bu ülkeleri birer sömürge durumuna getirmek. Afganistan ve Irak işgalleri işte bu stratejinin ürünleri.

 

Sömürgeci saldırının doğuya yöneltilmesi

 

ABD emperyalizminin yeni stratejisi doğrultusundaki ilk girişimlerinden biri, Doğu Avrupa’daki eski bürokratik işçi devletlerini birer yarı sömürge ülke haline getirip NATO içine dahil ederek, bu ülkelerin emekçi halklarının mücadelesini frenlemek ve bastırmak oldu. Bugün 7 Doğu Avrupa ülkesi (Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya) emperyalist ittifakın içine çekilmekte. Gene aynı strateji doğrultusunda NATO birlikleri Bosna ve Kosova’ya gönderilerek, ve Sırbistan haftalarca bombalanarak, Balkan halkları emperyalist zincirlerle bağlandı.

 

Ve nihayet El Kaide’nin 11 Eylül New York saldırısı bahane edilerek Afganistan, ABD önderliğindeki NATO birliklerince işgal edildi. “İslamcı teröristleri cezalandırmak ve onları koruyan gerici Taliban rejimini yıkıp Afganistan’ı demokratikleştırmek” bahanesiyle Afgan halklarını sömürge boyunduruğuna alan ABD, aynı zamanda Orta Asya’nın doğal gaz kanallarını egemenliği, hatta mülkiyeti altına almış ve bölge ülkeleri üzerindeki denetimini güçlendirmek, yarın İran’ı, Çin’i, Kuzey Kore’yi rahatça tehdit edebilmek amacıyla kıtanın ortasına üslenmiş oldu. Bugün NATO’ya bağlı 26 ülkeden (19 üye ve 7 yeni katılımcı ülke) 24’ü Afganistan’a asker göndermiş durumda.

 

Ardından da, “kitlesel imha silahları” depoladığı ve “İslamcı teröristlere yardım ettiği” yalanlarıyla Irak’ın ABD ve onun sadık müttefiki İngiliz orduları tarafından işgali geldi. Bu işgalin gerçek nedeni ise, artık tüm dünya kamuoyunun bildiği gibi, emperyalizmin kendi krizine çare bulabilmek için Ortadoğu petrollerini kendi mülkiyeti ve denetimi altına alabilmesi, bu planın önünde engel oluşturan Saddam rejiminin devrilmesi, Irak’ın sömürgeleştirilmesiydi. Bombardımanlar, kitle katliamları, cinayetler, işkenceler, kısacası tüm emperyalist vahşet ve terör işte bu amaca yönelik uygulandı ve uygulanmakta. Bu uygulamanın başını 17 NATO üyesi ülke çekmekte.

 

Ne var ki, Afganistan işgali tüm dünyada emekçi halklar arasında büyük bir tepki yarattı. Öyle ki, daha Irak işgali başlamadan tüm dünyada on milyonlarca insan savaşa karşı sokaklara döküldü. Ve nihayet kahraman Irak halkı, emperyalist işgalcileri çiçeklerle karşılamamakla kalmayıp eşsiz bir direniş başlattı. II. Dünya Savaşı sırasında Fransa ve Belçika’da Nazi işgaline karşı direniş ancak iki-üç yıl içinde örgütlenebilmişken, Irak halkı iki-üç ay içinde seferber oldu. ABD’nin sömürge valisi Bremer’in emrindeki kukla “Irak Hükümet Konseyi”nin Irak halkı nezdinde hiç bir prestijinin olmadığı kısa sürede açığa çıktı. Önce Sünni Arap kesimleri arasında başlayan ulusalcı, komünist ve islamcı direniş, kısa bir süre sonra Irak halkının önemli bir çoğunluğunu oluşturan Şii kesimlere de yayıldı. Ardı ardına silahlı direniş örgütleri kurulmaya başladı. Kitleler Filistin İntifadası biçíminde sokaklara döküldü ve emperyalistleri, bizzat işgalcilerin yarattığı nefret ölçüsünde cezalandırmaya başladı. Irak artık ABD için, içinden kolayca çıkamayacağı bir bataklık haline gelmiş bulunuyor.

 

Bu duruma bir de Afganistan’dan gelen haberler eklenmiş durumda. Tüm emperyalist basın artık ABD kuklası Karzai hükümetinin başkent Kabil’in bir kaç kilometrelik çevresinin ötesinde hiç bir denetiminin olmadığını açıkça teslim ediyor. Sömürgeciler Afganistan’a sadece “demokrasi” getirmediklerini kanıtlamakla kalmadılar, ama aynı zamanda Afgan halkının birliğini sağlayamayacaklarını da açıkça gösterdiler. Buna karşılık Afgan halkları, şu an etnik, dinsel ve politik açılardan bölünmüş halde olsalar bile, emperyalizme karşı yerel (Kuzey İttifakı, Taliban, Şiiler, Özbekler, Kırgızlar, Paştunlar…) ama çetin bir direniş içindeler.

 

Bütün bu ABD açısından olumsuz duruma, Filistin halkının Siyonist saldırılara karşı yılmaz mücadelesi, Arap ve Müslüman halkların yanı sıra Avrupa, Latin Amerika ve Afrika emekçilerinin anti-emperyalist duyarlılığı ve kendi hükümetleri üzerindeki baskıları eklenince, ABD NATO’ya yeni görevler biçmek zorunda kaldı. İşte İstanbul zirvesinde bu yeni proje karara bağlanacak: Büyük Ortadoğu Projesi.

 

NATO’nun Ortadoğu projesi

 

ABD hükümeti Irak’ta kendini bekleyen bataklığı daha işgalin hemen sonrasında anlamıştı. Öyle ki, Colin Powell, Mayıs 2003’te Brüksel’de yapılan NATO ülkeleri dış işleri bakanları toplantısında, üye ülkeleri yardıma çağırmıştı: “ABD NATO’nun Irak’a istikrar kazandırılmasında (yani “sömürge yönetiminin güçlendirilmesinde”) daha önemli bir görev almasını memnuniyetle karşılayacaktır... İstanbul zirvesinin hazırlıklarını sürdürürken, bir yandan da İttifak’ın Irak’ta barışı (yani “savaşı” ) desteklemede daha fazla neler yapabileceğini incelemesini istiyoruz. Bunu bütün liderler hepimiz en önemli amaç olarak kabul etmişlerdir”. Powell ayrıca, “İttifak’ın daha üst düzey bir rol oynamasına hiç bir ülkenin itiraz etmediği”ni de sözlerine eklemişti. Yani, Fransa, Almanya ve Türkiye gibi, kamuoyu baskısı nedeniyle Irak’ın Amerikan ve İngiliz kuvvetlerince işgalini fazlaca gönüllü bir biçimde desteklememiş olan ülkelerin hükümetleri de bugün NATO çerçevesinde Irak’ın sömürgeleştirilmesine diğerleri gibi “lejyoner” ordular halinde katkıda bulunacaklarını ilan etmişlerdir.

 

Ama yalnızca bu da değil. Artık NATO’nun yeni işlevi, kendi deyimi uyarınca, “toplu güvenlik ve kriz yönetimi”. Bunun anlamı, dünyanın çeşitli bölgelerinde burjuva yönetimlerine ve emperyalist yağmaya karşı başkaldıran halklara, emperyalizmin direktiflerini harfiyen uygulamayan ulusal hükümetlere karşı ABD’nin ve emperyalist sitemin “güvenliğini”, yani egemenliğini sağlamak için NATO ordularının harekete geçirilmesi. “Kriz yönetimi”nden kastedilen de, bugün Irak’ın “yeniden yapılandırılması” aldatmacasıyla ilgili ülkenin işgal yönetimine sokulması ve yağmalanmasının örgütlenmesi. İstanbul zirvesinde onaylanacak olan bu planın temelleri Ortadoğu’da atılmakta. NATO belgelerinde “Ortadoğu’ya Yayılma Girişimi” diye adlandırılan “Barış İçin Ortaklık” programının bir diğer adı da, 2004 başlarında Bush’un ileri sürdüğü Büyük Ortadoğu Planı (BOP).

 

Bu planın ilk girişimlerini ABD ve Türk hükümetleri üstlenmiş durumda. Hedef, Mısır ve İsrail’in, ve ayrıca bazı başka Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkesinin (Fas, Tunus, Katar) İstanbul zirvesine davet edilerek emperyalist saldırganlık planına dahil edilmesi. Yeni NATO’nun beş Orta Asya ülkesi ile dört Transkafkasya ülkesini de içermekte olduğu düşünülecek olursa, sömürgeci zincirin son derece geniş bir bölgeyi bağlayacağı ortaya çıkmakta.

 

Bundan beklenen amaç ise, bütün NATO üyesi ülkeler ile muhtemel üyelerin ve İttifak ile işbirliği yapan ülkelerin, ABD ve İngiliz emperyalizminin lejyoner orduları gibi görev üstlenmeleri. Bu ülke ordularının NATO kriterleri çerçevesinde güçlendirilmesi ve kendi bölgelerinde NATO adına, yani ABD emperyalizminin çıkarları doğrultusunda askeri eylemlere girişebilmeleri. NATO belgelerinde üye ülkelerin İttifak adına askeri saldırılar gerçekleştirmesine “demokratikleştirme politikası” adı verilmekte. Örneğin, ABD’nin Suriye ya da rejimlerine karşı “kendi güvenliğini” korumak amacıyla “önleyici bir savaş” açmaya karar vermesi durumunda, bu görev Türkiye’ye ihale edilebilecek ve böylece Türk ordusu, olasılıkla İsrail’in de desteğiyle, “kendi bölgesinde demokratikleştirici bir güç” olarak Suriye’yi ya da İran’ı işgal edebilecek. Aynı şeyi örneğin Mısır, Tunus ve Fas, Libya’ya karşı; ya da, Yunanistan ve Bulgaristan, Sırbistan’a karşı yapabilecek.

 

Aynı planın bir parçası olarak, NATO üslerinin statüsü ve işlevi de değiştirilmekte. ABD artık İngiltere, İtalya ya da Almanya’daki gibi kalıcı büyük üslerden vazgeçmekte. Gerek üye ülkelerin lejyoner olarak kullanılması planı uyarınca, gerekse bu ülkelerdeki halkların ABD üslerine duyduğu nefretten kurtulabilmek için, üsler küçültülüp seyyarlaştırılacak, ABD birliklerin nakliyesine yeterli duruma indirilecek ve üslerin işletilmesi de lejyoner ordu subaylarına devredilecek.

 

Kısacası NATO, “terörizmle mücadele”, “dünya güvenliğinin sağlanması, “geri ülke rejimlerinin demokratikleştirilmesi” gibi ideolojik yalanlar ve demagoji perdesi arkasında, tam bir dünya emperyalist terör örgütü haline getirilmekte. İstanbul zirvesinde işte bunun kararı alınacak. Buna yönelik olarak bazı önemli gündem başlıkları da şunlar:

 

1) İttifak ortaklığının güçlendirilip yaygınlaştırılması, ortaklığın yeni Akdeniz ülkelerini kapsamı içine alması. Bundan beklenen yeni ABD lejyonu olarak işlev görecek yerel ülke ulusal ordularının saptanması, örgütlenmesi ve yönlendirilmesi.

 

2) NATO’nun Afganistan’daki varlığının güçlendirilmesi. Alınacak bu karar ise başta Türkiye olmak üzere bir dizi NATO ülkesinin Afganistan’a daha çok sayıda asker göndermesine, ülkedeki anti-emperyalist direnişin bastırılmasına yönelik yeni bir hamlenin yapılmasına ve hazırlanmakta olan sahte seçimlerde emperyalizmin kuklası yeni bir hükümetin kurulabilmesinin garanti altına alınmasına yönelik.

 

3) NATO’nun “terörizme karşı mücadele” paketinin ve bu çerçevede yeni Müdahale Gücü’nün oluşturulması. Bu bağlamda da, üye ülkelerin Irak işgaline daha aktif katılımları sağlanacak, 21 bin kişilik yeni bir İttifak gücünün oluşturulması gerçekleştirilecek, mevcut askeri kapasite değerlendirilecek ve kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer silahların güçlendirilmesi kararlaştırılacak. Ve gene bu bağlamda Avrupa Birliği’nin oluşturmaya hazırlandığı askeri gücün NATO çerçevesindeki kullanımı saptanacak.

Türk hükümetinin işbirlikçi tavrı

İktidardaki AKP hükümeti NATO zirvesine yalnızca ev sahipliği yapmakla kalmıyor. ABD emperyalizminin maşası olan NATO terör örgütünün Ortadoğu’ya yönelik yeni saldırı planının başrolünü de üstlenmiş durumda. ABD yardakçısı İngiliz emperyalizminin başbakanı Tony Blair’in Mayıs ayı ortasındaki Türkiye ziyareti, AKP hükümetinin üstlendiği ve üstleneceği görevlerin gözden geçirilmesine yönelik olmuştur. Bu görevlerin en başında da, Türkiye’nin Irak’ın işgalindeki rolünün daha net olarak belirlenmesi, bu ülkeye asker yollayabilmesinin koşullarının hazırlanması, bir dizi Ortadoğu ve Akdeniz ülkesindeki baskıcı yönetim elitlerinin ikna edilerek bu ülkelerin NATO ittifakına çekilmesinde görev üstlenmesi ve gene bu ülkeler ile Siyonist İsrail arasında arabuluculuk yapması gelmektedir.

Aslında AKP hükümeti sömürgecilerle başından beri işbirliği yapmıştır. Amerikan ve İngiliz emperyalistleri Irak’a saldırarak binlerce insan öldürürken, bu ülkeyi sömürge yönetimine bağlayıp zenginliklerini talan ederken, Irak halkını kölece bir yaşama mahkum ederken AKP iktidarı bu yağmacı emperyalizmi dolaylı ve dolaysız yollardan hep desteklemiştir. Üslerini ABD bombardıman uçaklarına ve askeri birliklerine açmıştır. İşgalci güçlere sistematik olarak lojistik destek vermiştir. Hatta parlamentodan, CHP’nin de desteğiyle asker yollama kararı bile çıkarmıştır. Ama bir kez bile olsun emperyalizmin bu vahşi, terörist saldırısını kınamamıştır. AKP hükümeti, Filistin topraklarını işgal altında tutan ve halkını en temel demokratik haklarından mahrum eden, çoluk çocuk demeden silahsız halkı katleden, tapınaklarını ve barınaklarını yerle bir eden Siyonist İsrail devleti ile de işbirliği yapmaktadır.

Türkiye şimdi AKP hükümeti aracılığıyla ABD emperyalizminin NATO lejyonerliğine hazırlanmaktadır. ABD ve İngiliz emperyalizmlerinin çıkarları doğrultusunda ülke başta İran ve Suriye olmak üzere bölge halklarıyla askeri çatışma ve savaş ortamına itilmektedir. Aynı işlevi, Balkanlar ve Kafkasya’daki halkların kendi kaderlerini belirleme girişimleri karşısında da üstlenmeye girişecek, emperyalizmin bölge halkları üzerinde kurmaya çalıştığı büyük zindanın gardiyanı ve celladı olma işlevini üstlenecektir. Ve tabii en başta da kendi sınırları içindeki işçi sınıfının ve emekçi halkların boynunu koparacaktır. Büyük Ortadoğu Planı uyarınca Türkiye, dünya emperyalist terör örgütünün bir parçası olacak ve elindeki son ulusal bağımsızlık kırıntılarını da ABD emperyalizminin ellerine teslim edecektir.

Büyük Ortadoğu Planı’nda Kürtlere ayrılan yer de özel bir önem taşımaktadır. Kuzey Irak’taki işbirlikçi Barzani ve Talabani önderliklerinin kendi halklarına pompaladığı yalan hayallerin tersine, ABD emperyalizmi Kürt halkının kendi geleceğini tayin etme hakkını asla tanımayacaktır. Ve bunun nedeni yalnızca gerici Türk hükümetinin baskıları değil, ama aynı zamanda emperyalizmin temelde ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına karşı olması, bu hakkın kendi sömürgeci egemenliği aleyhine kullanılacağından kuşku duymasıdır. Zaten Irak’ı, bu ülkedeki halkların kendi kaderlerini tayin hakkını engellemek için işgal etmediler mi? Emperyalizmin Ortadoğu planlarında Kuzey Irak’taki Kürt önderliklere biçtiği görev, Irak Kürtlerini diğer ülkelerdeki ulusal bileşenlerinden koparmak, ve emperyalizmin ve onun Irak’ta kurmayı tasarladığı kukla hükümetin emrine sokmaktır. Böylece, sadece aşiret reislerinin ve emperyalizm işbirlikçisi gerici parti liderlerinin kasalarını dolduracak bazı otonomi kırıntılarıyla yetinecek bir Kürt bölgesi yaratılıp burası bölge halklarının bağımsızlığına karşı üs olarak kullanılacaktır. Talabani ve Barzani buna hazırdır, ve bu amaçla çalışmaktadırlar. Oysa Iraklı Kürt halkın geleceği, emperyalizmden arındırılmış bir Ortadoğu’da yatmaktadır.

ABD ve İngiliz emperyalizminin NATO aracılığıyla gündeme getirdiği yeni sömürgeci plan mutlaka engellenmelidir. Bu planın önündeki en büyük engeller Irak ve Afganistan’daki silahlı ve kitlesel direnişler ile Filistin halkının Siyonist İsrail’e karşı bitmez tükenmez İntifadasıdır. Dolayısıyla anti-emperyalist direniş ve anti-siyonist İntifada mutlaka başarıya ulaşmalıdır. Görevimiz bu direnişi desteklemek, emperyalizmi Ortadoğu’dan kovmaktır. Kürt halkından beklenen de, sömürgecilerle işbirliği içindeki hain önderliklerini bir kenara iterek anti-emperyalist direnişe katılmak, kendi geleceklerini emperyalizmden özgürleşmiş biçimde tayin edebilmenin koşullarını yaratmaktır.

Bugün bu direnişi desteklemenin en somut yolu NATO teröristlerinin İstanbul zirvesini engellemektir. Zirvenin engellenmesi, en azından başta Türkiye olmak üzere diğer tüm emekçi halkların emperyalist sömürgecilik karşısındaki tepkisinin sokaklarda kitlesel bir biçimde dile getirilmesi, Arap ve Afgan direnişçilerine olduğu kadar. Kolombiya’dan Filipinler’e kadar emperyalizme ve onun kuklası yerel rejimlere karşı mücadele eden halklara güç verecek, emperyalist saldırganlığın durdurulabileceğine işaret edecek, ve emperyalizmin başka bölgelerdeki saldırı gücüne darbe indirecektir.

Türkiye’deki tüm işçi sendikaları, emekçi meslek örgütleri, devrimci ve ilerici partiler ve gruplar, ilerici ve demokratik dernekler ve kuruluşlar, emperyalizm ve savaş karşıtı herkes, ve bütün bunların ağırlayacağı anti-kapitalist, anti-emperyalist ve küreselleşme karşıtı tüm dünya direnişçileri, dünya ölçeğindeki sömürgecilik karşıtı mücadelenin yardımına koşmak, bu uğurda ortaklaşa seferber olmak için tarihsel bir fırsat yakalamışlardır. Tarih bizi, bu görevi nasıl yerine getirebileceğimize bakarak yargılayacaktır. Haydi göreve, haydi mücadeleye...

 

Emperyalizm, Ortadoğu’dan defol !

Yaşasın Afgan ve Irak direnişleri, yaşasın Filistin İntifadası !

NATO terörist örgütü yok edilmelidir !

İstanbul’da emperyalizme geçit vermeyelim !

 

 

 

Emperyalist terörist örgüt İstanbul’da toplanıyor

NATO zirvesine geçit vermeyelim

 

 

ZEMİN Platformu Ortak deklarasyonu

 

ABD ve İngiliz emperyalizmine karşı Irak’taki silahlı ve kitlesel direniş her geçen gün genişleyerek güçleniyor. Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan farklı etnik ve dini kesimler direniş cephesinde birleşmiş durumdalar. Irak’ta pek çok yerde denetim direnişçi güçlerin elinde. Her gün ağır askeri darbeler yiyen ABD emperyalizmi, açığa çıkan katliam ve işkence haberleriyle kendi evinde ve dünya kamuoyunda da büyük bir yara almış durumda. Ama Ortadoğu’yu sömürgeleştirmek planından vazgeçmiş değil. Tam tersine Irak pastasından pay kapmaya çalışan diğer emperyalist ülkeleri de yanına alarak, yeni ve büyük bir saldırının arifesinde. Bu saldırısının en önemli aracı ise NATO ve onun işbirliği yaptığı bölge rejimleri. İşte NATO’nun 28-29 Haziran’daki İstanbul zirve toplantısında bu saldırının planları onaylanacak.

 

II. Dünya Savaşı sonrasında (1949), Sovyetler Birliği ve Doğu Blok’u ülkelerine karşı ABD önderliğinde bir emperyalist ittifak olarak kurulan Kuzey Atlantik İttifakı Örgütü (NATO), bu ülkelerdeki rejimlerin yıkılmasından sonra gene ABD’nin öncülüğünde kendine yeni bir yöneliş saptamış durumda: dünyanın pek çok bölgesinin emperyalizm tarafından yeniden sömürgeleştirilmesi. Bu sömürgeleştirme saldırısının şu andaki en önemli kavgası Irak, Filistin ve Afganistan halklarına karşı veriliyor.

 

Direniş karşısında başı iyice belaya giren ABD-İngiliz emperyalistleri, birkaç müttefiğinin desteğiyle giriştikleri işgali NATO şemsiyesi altında sürdürmek için can atıyor; ülkedeki işgal karşıtı direnişi, Irak’a daha fazla birlik göndererek, bir an önce kırmanın hesabını yapıyorlar.

 

NATO’nun Irak’a asker gönderme kararı alması, işgalcilere yalnızca askeri üstünlük sağlamayacak; onların kendi tekelleri adına girdikleri işgale “uluslararası bir yasallık” da kazandıracaktır. NATO’nun, “uluslararası terörizme karşı mücadele” ya da “Irak’ın yeniden yapılanmasına katkı” maskesi altında işgale katılması, ABD ve Avrupa’daki emperyalizm karşıtı olmayan sözde muhalefeti susturmada kullanılacak; Irak petrollerini yağmasından pay alma ateşiyle tutuşan AB emperyalistlerinin işgale katılmasını kolaylaştıracaktır.

 

“Uluslararası anlaşmalara uyma” adına işgale katılma hesabı içinde olanlar, elbette, yalnızca AB emperyalistleri değil. Başta Türk tekelci sermayesi ve devleti olmak üzere, NATO’nun küçük üyeleri de Irak’ın emperyalist yağmasından kırıntılar kapma peşinde. Türkiye bu ülkeler içinde bir adım öne çıkıyor.

 

Afganistan’da ABD işgalini sürdüren NATO kuvvetleri, bölgeye Türkiye komutasında yerleşti. Şimdi ise ünlü “sosyal demokrat” Hikmet Çetin Afganistan’ın “genel valisi”. Yani Türkiye egemenleri Afganistan’ın sömürgeleştirilmesinde birinci derecede rol oynamaktadır. Şu anda sadece Kabil ve civarını kontrol edebilen Nato işgal güçleri Afganistan’ın tümünde asayişi sağlamak için yani tercüme edersek işgalcilere karşı duran direnişçilerle doğrudan çatışması için Türkiye’den daha fazla asker istemektedir.

 

AKP hükümeti ile Genelkurmay, “uluslararası sorumluluklar” adına, bundan 55 yıl önce Kore’de olduğu gibi, ABD-İngiliz emperyalistleriyle işbirliği içindeki Türkiye egemenleri; gençlerimizi ölmeye, Iraklı kardeşlerini öldürmeye göndermeye hazırlar. Türkiyeli emekçilerin AKP hükümetine ve emperyalistlere vereceği yanıt çok açıktır: İşgale ortak olmayacağız, tüm gücümüzle işgalcilere karşı direnen Irak halkının yanında yer alacağız. 

 

ABD tüm dünyaya yenilmez olduğunu ilan etti. Akıllı bombalarının, füzelerinin son model ölüm makinelerinin reklamını yaparak “karşımda duramazsınız” , mesajını vermeye çalıştı. Ama şimdi Irak halkının sürdürdüğü direniş tüm bunların birer palavradan ibaret olduğunu gösteriyor. Küçücük elleriyle kocaman taşları tankların üstüne fırlatan Filistin’li çocuklar bütün o gösterişli silahlardan, paralı askerlerden daha güçlü birşeyin varolduğunu anlatıyorlar. Kendi gücüne güvenmenin ne kadar önemli olduğunu öğretiyorlar.

 

Ne yapabiliriz ki demeyin! Tüm dünyadaki sömürünün, katliamların ağababaları, emperyalist sistemin liderleri, NATO zirvesi için İstanbul’a geliyorsa yapılacak şey bu toplantıyı engellemektir. Nasıl yapacağız demeyin! Kendi gücümüze güvenmeliyiz. Biz emekçiler toplumun ezici çoğunluğunu oluşturuyoruz. Sadece bu ülkede değil, tüm dünyada çoğunluk biziz. Birleşip sokağa indiğimizde tüm yolları kapatacak kadar çoğuz. Daha önemlisi üreten biziz. Üretimden gelen gücümüzü kullandığımızda, ne uçaklar kalkabilir, ne fabrikalar çalışabilir ne de toplantı yapılabilir. Yeter ki gücümüzün farkına varalım ve harekete geçelim. Aramızdaki din, dil, millet farklarını bir yana bırakalım, emperyalistlere ve patronlara karşı birleşelim.

 

NATO dağıtılsın!

İşgale son! Tüm yabancı askerler Irak’tan çekilsin!

Savaşa değil emekçiye, sağlığa, eğitime bütçe!

Savaş değil, iş istiyoruz! 6 saatlik işgünü 8 saatlik ücret!

Yaşasın Irak direnişi, yaşasın Filistin intifadası!

Yaşasın Ortadoğu halklarının kendi kaderlerini tayin hakkı!

Kahrolsun emperyalizm! Yaşasın enternasyonalizm!

 

 

 

 

NATO’nun kimliği

 

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) ikinci dünya savaşının ardından emperyalist bir ittifak olarak 4 Nisan 1949 tarihinde imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması ile kuruldu. Bu Komünizm karşıtı askeri antlaşmanın ilk imzacıları ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, Danimarka, Portekiz, Norveç ve Lüksemburg idi. 1952 yılında bu ittifaka Türkiye ve Yunanistan, 1955 yılında Federal Almanya ve son olarak 1982 yılında İspanya dahil oldu.

 

NATO, üye ülkelerin dışişleri bakanlarınca yılda iki kez toplanan bir yüksek konseye sahip. Örgüt, kurulduğu günden itibaren “Sovyetler Birliği ve sosyalist işçi hareketi tehdidine” yönelik ortak bir cephe oluşturulması amacıyla Amerika kıtasından, Batı ve Güneydoğu Avrupa’ya ve Atlantik adalarına dek çok geniş bir alanda ABD sömürgeciliğinin uzantısı olan askeri üsler kurdu. Bir yandan bu üslerden Latin Amerika’dan Asya ülkelerine dek geniş bir alanda askeri operasyonlara girişilirken, diğer yandan İtalya’dan Türkiye’ye üye ülkelerin kapitalist işleyişini tehdit eden işçi hareketlerini tahrip etmek amacıyla gizli örgütler ve operasyonlar organize edildi.

 

Sovyetler Birliği ve diğer bürokratik işçi devletlerinin çözülüşlerinin ardından işleyiş ve saldırı çizgisini yenileyen ABD emperyalizmi bir yandan eski bürokratik işçi devletlerini birer yarı sömürge haline getirip NATO içine dahil ederken (28-29 Haziran tarihinde İstanbul’daki NATO zirvesinde Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya ittifakın yeni üyeleri olacaklar.), diğer yandan da gene aynı strateji doğrultusunda NATO birlikleri Bosna (1995) ve Kosova’ya (1999) gönderilerek ve Sırbistan haftalarca bombalanarak Balkan ülkeleri emperyalizmin denetim alanı içine dahil edildi.

 

Varşova Paktı’nın dağılmasının ardından batı Avrupa’daki üstlerinden yaklaşık 100 bin askerini çeken ABD bu askerleri ve askeri üslerini yeni sömürgeci emelleri doğrultusunda içinde Türkiye’nin de bulunduğu Güneydoğu Avrupa ülkelerinde yoğunlaştırıyor. NATO, 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de gerçekleştirilen saldırıların ardından “uluslararası terörizme karşı mücadele” söylemi altında, Kafkasya ve Ortadoğu’daki enerji kaynaklarının doğrudan kontrol altına alınması ve Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu’nun yeniden sömürgeleştirilmesi hedefinin stratejik bir aracı haline dönüşmüş durumda. Irak, Filistin ve Afganistan bugün bu yeniden sömürgeleştirme saldırılarının kanlı ve kilit mücadele alanları.

 

 

 

NATO İşçi Sınıfına ve Halklara Savaş Açıyor!

 

ABD ve İngiliz emperyalizmi her geçen gün Iraklı direniş güçlerinden daha ağır darbeler yiyorlar. Bu darbelerle işgal güçleri yalnız Necef, Kut ve Felluce gibi büyük kentlerin denetimini kaybetmekle kalmıyor aynı zamanda işgal ittifakı içinde patlak vermeye başlayan derin krizlerle de boğuşuyor. Direniş güçlendikçe, etki alanı daha da genişliyor. ABD’nin Irak’ı işğal girişiminden güç alarak zalimlik sınırlarını zorlayan Siyonist İsrail, yoksul Filistin halkının ısrarcı direnişini boğmayı bir türlü başaramıyor. Kitlelerin gözünde her geçen gün mahkum olan emperyalizm sömürgeci emellerine bölge ülke rejimlerini de dahil ederek yeni bir çıkış yakalamak niyetinde.

 

  • NATO ve BM’nin meşruluğu maskesi altında emperyalist işgallere taraf olduğu ve egemenlik alanı olmayan topraklarda askeri güç bulundurmakta olduğu yetmezmiş gibi, şimdi de Türkiye, ABD ve İngiliz emperyalizmlerince “küresel teröre karşı savaşta“ cephe ülkesi olarak ilan edilmiş durumda. İşte bu nedenle 28-29 Haziran 2004 tarihlerindeki NATO zirvesinin İstanbul’da toplanacak olması bir tesadüfün sonucu değil. İstanbul zirvesinde, yeni üyeleriyle birlikte 26 üyeli dünya çapında bir savaş aygıtına dönüşecek NATO, emperyalizmin yeni dönemdeki temel ihtiyaçları doğrultusunda kendisini İstanbul da yeniden kuracak.
  • Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu’daki enerji kaynaklarının kontrolüne bağımlı hale gelen emperyalizm, Irak ve Afganistan’da kanlı bir batağa saplanmışken bölge ülke rejimlerinin eleştirilerinden ya da gönülsüz desteklerinden fazlasına ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle İstanbul’daki NATO zirvesinin başlıca temalarından biri stratejik hedefleri Ortadoğu’ya kaymış olan NATO ile çoğunluğu müslüman olan bölge ülke rejimleri arasındaki ortaklığın yaygınlaştırılıp, sağlamlaştırılması. Bu ülkelerle olan işbirliklerinin artırılması söyleminin altında yer alan üstü örtük tehdit ise gerekirse söz konusu ülkelerde iktidarda bulunan köhne monarşik ya da milliyetçi rejimlerin “reformu” yani değiştirilmesi. ABD’nin NATO temsilcisi Nicholas Burns bu yeni yapılanmayı açık bir dille ortaya koyuyor: “NATO’nun yeni yapılanması Avrupa ve Amerika için tehdit oluşturan Orta ve Güney Asya’da, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yer alan ülkelere yapılacak operasyonlara göre şekillenecek.”
  • Emperyalizm yalnız Irak’ta değil aynı zamanda Afganistan’da da köşeye sıkışmış durumda. İstanbul’da ki NATO zirvesinin bir diğer başlığı da bu nedenle NATO’nun Afganistan’daki varlığının güçlendirilmesi olacak. Başta Türkiye olmak üzere bir çok NATO ülkesinin Afganistan’a daha fazla sayıda asker göndermesinin sağlanması ve bu yolla, ülkedeki anti-emperyalist direnisin bastırılması zirvenin başlıca hedeflerden biri olacak.
  • NATO’nun yeni sömürgeci siyasetinin ana hedeflerinden biri kuşkusuz daha aktif, yeni bir müdahale gücünün oluşturulması. Bu nedenle İstanbul zirvesinin başlıca amaçlarından biri de üye ülkelerin Irak işgaline daha aktif katılımlarının sağlanması ve AB içinde oluşturulacak yeni savunma gücü.

 

 

 

 

NATO’nun İstanbul İşgalini Kıralım!

 

  • NATO zirvesine katılmak için İstanbul’a gelecek emperyalist liderleri korumak için alınan tedbirlerin tutarı yaklaşık 40 trilyon lira olarak hesaplanıyor.
  • Aylar öncesinden başlatılan “güvenlik çalışmaları” sonucunda daha şimdiden, zirvenin gerçekleştirileceği Lütfi Kırdar Kongre Merkezi ile, yabancı devlet ve hükümet başkanlarının ikamet edeceği oteller yakınında yaşamakta olan ya da çalışan 282 bin kişi genel bilgi taraması yöntemiyle fişlenmiş bulunuyor.
  • Yalnızca ABD devlet başkanı George W. Bush’un hususi koruması için Türk hükümetince Amerikan ajanlarının emrine Ankara’da 600 İstanbul’da ise 1000 kişilik özel koruma görevlisi tahsis edilmiş durumda.
  • Haziran ayı sonunda gerçekleştirilecek zirve için Ülke, Amerikan ajanlarının işgaline uğradı. Bu insanlık düşmanı ölüm makinelerinin son taleplerinden biri de NATO zirvesi boyunca rotasından sapacak uçakların anında vurularak düşürülmesi.

 

 

 

 

NATO Üsleri: İşkence ve Kadın Ticareti Merkezleri

 

 

Irak’ta ABD kontrolündeki Ebu Garip cezaevi ile yine Irak’ın güneyinde, İngiliz işgal güçlerinin kontrolündeki Basra cezaevinde açığa çıkan ve insanın kanını donduran işkence sahneleri, Irak’a demokrasi ve uygarlık taşıma amacıyla yerleştiğini iddia eden emperyalizmin tüm iki yüzlülüğünü bir kez daha kanıtladı. Dahası ardı arkası kesilmeyen işkence fotoğraflarıyla birlikte yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlayan belgeler, işgal güçlerinin iddia ettiklerinin aksine cezaevlerinde Iraklı direnişçilere uygulanan canavarlığın yalnızca sorumsuz bir kaç subayın neden olduğu münferit tatsızlıklar olmadığını, aksine planlı ve sistematik işkence ve zulmün Irak direnişine boyun eğdirilmesinde temel siyaset olarak kabul edildiğini ortaya koyuyor.

 

Iraklı direnişçilerin yerleştirildiği hapishanelerin işleyişini ve sorguları organize etmek, on yıllardır Filistin halkı üzerindeki pratikleriyle zulüm uzmanı haline dönüşmüş Siyonist İsrail’den şirketlere havale ediliyor. Savaş köpekleri adı verilen (NATO üyesi ülkelerin eski askerlerinden ve işkence uzmanlarından oluşturulmuş gayri nizami birlikler) paramiliter güçler evlere, düğünlere ve camilere saldırıyor, yaşlı, kadın, çocuk demeden yargısız infazlar, tecavüzler gerçekleştiriyorlar.

 

Geçtiğimiz ay boyunca kamuoyu ABD ve İngiliz işgal güçlerinin Irak’taki vahşetine dair kanıtlar ile meşgulken, batı basınında Balkan ülkelerinde yer alan NATO üstlerinde yaşananlara dair iki haber arka sütunlarda kaybolup gitti. İlk haber Kosova’da “güvenliği tesis etmek“ amacıyla bulunan NATO üssünde görevli Alman askerlerinin bu üssü Kosovalılar için tam bir işkence cehennemine çevirdikleri yönündeydi.

 

Tıpkı Ebu Garip’te olduğu gibi Alman kuvvetlerinin komutanı münferit yanlışlıklardan yakınırken, ortalık bir anda sistematik işkencenin kanıtları olan fotoğraflarla dolmaya başladı. NATO’nun demokrasi ve uygarlık dersi vermek için müdahale ettiği her yere, baskı, zulüm ve yozlaşma taşıdığının somut göstergelerinden bir diğeri de geçtiğimiz haftalarda uluslararası af örgütünden geldi. Örgüt geçtiğimiz ay yayınladığı raporda, Kosova’daki NATO askeri üstlerinde birliklerin, ülkede giderek yoğunlaşmaya başlayan kadın ve uyuşturucu ticaretinden birinci derecede sorumlu olduğunu ilan etti.

 

Af örgütünün raporuna göre, üslerdeki askerlerin ihtiyaçlarını gidermek amacıyla yerel mafya gruplarınca Kosova’ya Moldavya, Ukrayna ve Romanya gibi ülkelerden kölelik koşullarında taşınan kadınların çoğunluğu 18 yaşın altında. Örgüt Kosova’da yaşananların NATO’nun 1995 yılında Bosna’ya yerleşmesiyle yaşanan mafyalaşma, kadın ve uyuşturucu ticaretindeki artış örneğiyle aynı özellikleri taşıdığı düşüncesinde.

 

 

 

Nihai güvenliğin sadece bizim değerlerimizde olduğuna kesin olarak inanıyorum. Irak’tan çekilsek Afganistan’dan da, sonra Ortadoğu’nun tümünden çekilmemizi söyleyecekler, ardından daha ne talepler gelecek kim bilir.

Tony Blair / İngiltere başbakanı

11 Nisan 2004

 

 

 

 

 

 

Halliburton, emperyalist yağma ve

“Demokratik Maskeler”

 

ABD devlet başkan yardımcısı (Irak’ın sömürgeleştirilmesinin en ateşli savunucularından) Dick Cheney’in uzun yıllar yöneticiliğini yaptığı Halliburton firması Irak’a “uygarlık ve demokrasi taşıma” söylemiyle tüm dünyayı kandıran, kitleleri aldatabilmek için her türlü yalana başvurmaktan çekinmeyen ve bu amaç uğrunda NATO ve BM araçlarından yararlanan emperyalizmin Irak’ta sürdürdüğü yağmanın en bilindik sembollerinden biri oldu.

Halliburton şirketi, Irak’a yönelik işgal harekatından iki hafta önce ABD hükümetiyle gerek savaş malzemelerinin üretimi, gerekse işgal sonrasında Irak petrollerinin yağmalanmasına dönük olarak imzaladığı sözleşmeyle başlı başına sömürgeci bir tekele dönüştü. Türkiye’den Gürcistan’a, Ürdün’den Özbekistan’a geniş bir coğrafyada elde ettiği ayrıcalıklı anlaşmalar sayesinde ABD emperyalizminin askeri ve lojistik ihtiyaçlarına yönelik üretim yapan bu şirket, 2002 yılının ikinci yarısında 498 milyon ABD doları zarar etmişti. Irak işgaliyle birlikte aynı şirket zararlarını kapattığı gibi bir de 26 milyon ABD doları kâr elde etti.

Şirketin Ankara, İzmir ve Adana’da Irak’taki işgal güçlerine lojistik destek sağlamak için çalışan 1500 çalışanı var. İlk kez 1988 yılında ABD ve Türk hükümetleri arasında imzalanan anlaşma ile Türkiye’ye yerleşen şirket, Irak işgalinin ardından, işbaşında bulunan işbirlikçi AKP hükümetiyle “teröre karşı savaş” çerçevesinde sözleşmesinin süresini yenilemiş durumda.

 

 

 

 

 

 

 

setstats1Ana Sayfa          Gündem         Dünya          Enternasyonal          Gençlik        İşçi Hareketi           Belgeler         İşçi Cephesi          Yazarlar