Yıl: 25

Mart 2004

 

 

Yeni Dönem Sayı: 6

 

Kazanan AKP, pekiyi kaybeden kim? – İŞÇİ CEPHESİ

Sermaye partilerine oy yok ! – BDSK

Aysel Çorap işçileri sendika hakları için direniyor – FUAT KARAN

İş Güvence yasası “güvencesiz”, İş Yasası “işsiz” bırakıyor ! – ARİF BENOL

Yoksulluk kader değil – MAVİ MAYIS

Kadınların kurtuluşu – ÖYKÜ TANIR

İspanya’da sağcı hükümet işgalin bedelini ödedi – MURAT YAKIN

 

 

 

 

 

 

 

 

Kazanan AKP, pekiyi kaybeden kim?

 

İşçi Cephesi

 

28 Mart Yerel Yönetim Seçimleri üzerine yapılan değerlendirmeler tüm hızıyla devam ediyor. Son olarak çeşitli amaçlarla yaptırılan anketlerin kamuoyuna yansıyan sonuçlarını izliyoruz.Taraflı tarafsız herkesin anket sonuçları AKP’nin açık ara önde olduğunu gösteriyor. Eğer seçim sandıkları açıldığında oylar anketlerin gösterdiği yönde çıkarsa çok partili dönemin en “güçlü” halk desteğine sahip hükümetine tanıklık etmiş olacağız. En yakın “muhalefet partisi” görünümünde olan CHP’den en az 3-4 kat daha fazla oy alacak gibi görünen AKP için bunun anlamı hükümet olmaktan “iktidar” olmaya geçiş rüyaları görmeye başlamak.

 

Seçimin herkesçe malum sonuçları böyle, AKP gücünü daha da arttıracak. Hükümet koltuğuna daha bir rahat yayılacak. Ayrıca AKP, Türkiye’de hükümetler için çok bilinen ve tekrarlanan, “hükümet olabilirsiniz ama iktidar olmak ayrıdır!” ifadesini kendisi için zorlayabilme olasılığını ele geçirmiş olacak. Kısaca AKP her halükarda büyük bir yerel seçim başarısı gösterecek. Bu başarı AKP hükümetinin 1,5 yıllık icraatlarının onaylanması ve devamı içinde güvenoyu ve onay anlamına gelecek. AKP hükümetinin alameti farikası nedir? Başını TÜSİAD’ın çektiği büyük patronların, dünyanın dört bir yanına bir ahtapot gibi yayılıp vantuzlarını emekçilerin ve yoksul halkların damarlarına geçirmiş Dünya Bankası, İMF gibi emperyalist örgütlerin, MGK’nın, asker-sivil bürokrasinin desteklediği, üzerinde hem fikir olduğu işçi düşmanı bir hükümet olmak.

 

AKP kapitalist sömürü mekanizmasının dişlilerini yağlamakla, asker-polis rejiminin en barbar şekilde işlemesini sağlamakla ve emperyalist-kapitalist işgal güçlerinin sömürge yelkenlerini şişirmekle işçi düşmanı güçlerin gönüllerinde taht kurdu. Özelleştirmeler, iş yasası, Kamu Yönetimi Temel Yasası ve Personel Rejim Yasası, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma, sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesi, Afganistan’da, Irak’ta ve Filistin’de işgal güçlerinin desteklenmesi ve en nihayetinde hak ve özgükler üzerinde ceberut bir devletin varlığının devamı... İşte AKP bunlardan dolayı baş tacı.

 

Başta “ana muhalefet partisi” CHP olmak üzere meclis içinde ya da dışında bütün burjuva partiler AKP’nin izlediği neo liberal saldırı programını destekliyor. Örneğin AKP öncesi DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetinin sürekli demeçlerini izliyoruz. Ecevit, Bahçeli hep aynı şeyi söylüyorlar, “Biz alt yapıyı hazırladık, tam kaymağını yiyecektik, indirildik. Kaymağı yemek onlara kaldı!” Açık açık, utanmadan bugünkü ortamı biz hazırladık ama sefasını süremedik diyorlar. Bu partiler bugün övünülecek, sahiplenecek ne varda, “biz yaptık, biz yaptık” diye tepinip durmakta ve hangi yüzle yeniden seçilmeyi istemekteler. Kuşkusuz seslenmeleri işçi ve emekçilere değil, güç ve iktidar sahibi burjuvaziye ve hempalarına. Öyleyse dur demek, artık burjuva partilerine oy yok demek için tam zamanıdır. İşçiler ve emekçiler işgale, sömürüye ve baskıya karşı bağımsız devrimci alternatiflerini ortaya koymak durumundadır. Kuşkusuz bahsettiğimiz adres, en iyimser deyimle “samimi AB’ciler” olmaktan öteye geçmeyen sol liberal, sivil toplumcu Güçbirliği değil, olamaz...

 

İşçi Cephesi olarak bu seçimlerde işçi sınıfının çıkarlarını ön planda tutan ve sömürü, işgal ve baskı rejimi karşısında emekten yana devrimci sosyalist tutum alan bir parti olmadığını düşündüğümüz için devrimci sosyalist adayları destekliyoruz. Bu çerçeveden hareketle bağımsız devrimci sosyalist adaylarla seçimlere katılmayı öngörüyor ve güçlerimiz oranında bu yönde bir politik müdahale çizgisi geliştirmeyi hedefliyoruz. Amacımız seçimler boyunca AKP hükümetinden ve ana muhalefet partisi CHP’den başlayarak tüm sermaye partilerinin karşı devrimci politikalarını teşhir etmek ve devrimci bir işçi partisinin inşasına katkıda bulunmaktır. Tüm Devrimci Marksistleri bu hedeflerin yerine getirilmesi ve devrimci işçi kutbunun yaratılması için işbirliğine çağırıyoruz.

 

İşci Cephesi olarak 28 Mart Yerel Yönetim Seçimleri için bu çerçeveden hareketle Birleşik Devrimci Sosyalist Kampanya’yı sürdürüyoruz. BDSP pek çok devrimci akımı bir araya getiren Devrimci Marksist Diyalog Zemini platformuna dahil  İşçi Cephesi, (SSS) Sosyalizm ve Sınıf Mücadelesi çevreleri ile bir çok bağımsız aktivistin, İstanbul-Esenyurt’ta gösterdikleri bağımsız aday etrafında yürüttükleri ortak yerel seçim çalışmasıdır. Bu sayımızda sizlerle BDSP’nin seçim bildirgesini paylaşmak istiyoruz...

 

 

 

 

 

 

Sermaye partilerine oy yok!

Devrimci bir işçi partisinin inşası için bağımsız,

devrimci sosyalist kadın işçi adaya oy verelim!

Birleşik Devrimci Sosyalist Kampanya seçim bildirgesi

 

Kadın ve erkek emekçiler;

 

Dünyamız emperyalizm ve sermayenin baskısı, sömürüsü altında. Afganistan’ın ardından Irak’ın işgali, Filistin’de yaşanan İsrail devlet terörü, emperyalizmin barbarlığını bir kez daha gözler önüne sererken, kapitalist kâr ekonomisi, milyarlarca insani tehdit eden salgın hastalıklara, açlığa ve işsizliğe yol açmayı sürdürüyor.

 

Bugünkü Türkiye hükümeti, tıpkı öncekiler gibi bütünüyle ABD emperyalizminin, IMF’nin ve büyük patronların işbirlikçisi durumunda.

 

Nitekim, Irak savaşına, Kürt halkına uygulanan teröre ya da batık bankalara on milyarlarca dolar harcanıyor.

 

Yalnızca AKP hükümeti döneminde, Türkiye’nin iç ve dış borcu 54 milyar dolar arttı.

 

Emekçilere, işçilere gelince, “para yok” diyen hükümet, patronlar, IMF ve ABD emperyalizminin bir dediğini ikiletmiyor. Bütçe kaynakları iç ve dış borçları ödemek, patronlarının batırdığı bankaları kurtarmak için kullanılıyor. Yoksulluk sınırı 1 milyar 500 milyon lirayı bulmuşken, asgari ücreti 303 milyon lirada tutuyorlar.

 

Diğer yandan, demokratik hakların yetersiz olduğu, demokratik taleplerin ise baskıyla susturulduğu bir dünya ve Türkiye’de yaşıyoruz.

 

Türkiye’de son dört yılda, cezaevleri koşullarının iyileştirilmesi, siyasi tutuklulara baskıya son verilmesi için yapılan açlık grevi ve ölüm orucunda 107 kişi öldü. Yüzlercesi ise, tedavisi olanaksız hafıza kaybı, felç gibi hastalıkların kurbanı oldu.

 

DEP’li dört milletvekili ise, yalnızca Kürtçe konuştukları için 10 yıldır hapiste.

 

Emekçilerin, kadınların, gençlerin ve Kürt halkının -başta anadilde eğitim olmak üzere- tüm demokratik, siyasi hak ve özgürlükleri tanınmadan ne demokrasiden ne de demokratik seçimlerden söz edilebilir!

 

Fakat buna rağmen sömürü ve baskı düzeninin yandaşı olan AKP hükümeti ve diğer sermaye partileri, önümüzdeki 28 Mart seçimlerinde bu düzeninin devamı için bizden oy isteyecek, şimdiye kadar yerine getirmedikleri ekonomik ve demokratik vaatleri tekrarlamaktan geri durmayacaklar.

 

Emek gücümüzü sömürüp, bizi baskı ve tehdit altında tutan patronların partileri, bir kez daha oylarımıza göz dikiyorlar. İşledikleri bütün suçlara bizi ortak etmek istiyorlar.

 

Emperyalizmin ortaklarına, sermaye partilerine oy verme!

 

AKP, hükümet olmanın verdiği olanakları kullanacak, kesenin ağzını açacak, seçimlerden sonra da zam paketleriyle karşımıza çıkacak. Diğer sermaye partilerinin ise daha önce iktidardayken izlediklerinden farklı bir yol takip edeceklerine inanabilir miyiz?

 

Bu seçimlerde AKP, oylarını korur ya da artırırsa, işçi düşmanı siyasetinin halktan destek aldığını ileri sürüp, bir yıllık hükümetin başarılı olduğunu iddia edecek.

 

Muhalefet partileri, CHP, DYP, SP, MHP ya da ANAP oylarını artırırsa, 3 Kasım seçimlerinde yerle bir olmalarına neden olan, işçi düşmanı uygulamaların unutulduğunu düşünecekler ve AKP karşısında alternatif olduklarını ileri sürecekler. Emperyalizmle ortak, patron yanlısı, hortumcu, faşist, emekçi ve Kürt düşmanı politikalarıyla sağ ve sol bütün sermaye partilerini başımızdan atmalıyız.

 

Emekçilerden oy isteyen sözde sol parti CHP ise gerçekte Genelkurmayın borazanlığını yapıyor ve AKP’nin emekçi düşmanı politikalarını fiilen destekliyor. Kürt düşmanı ve patron yanlısı bir politika izleyen Deniz Baykal, sağdan soldan devşirdiği para babalarını, çıkarcıları, müteahhitleri aday yapıyor.

 

Diğer yandan, Demokratik Güç Birliği adıyla bir araya gelen altı sol parti; SHP, DEHAP, EMEP, ÖDP, Özgür Parti ve SDP ise, Sosyal Demokrat Halk Partisi (SHP) çatısı altında seçime giriyor. Demokratik Güç Birliği, AKP karşısında bir güç olmak iddiasında...?

 

Biz devrimci sosyalistler, her zaman işçi ve emekçi kitlelerin birlikte mücadelesinden yanayız. Bu nedenle 28 Mart seçimlerine burjuva partilerine karşı ve onlardan ayrı olarak emekçilerin sınıfsal çıkarlarını temel alan bağımsız, işçi bir aday çıkararak katılıyoruz.

 

Oysa, Demokratik Güç Birliği, arasına bir burjuva partisi olan SHP’yi almıştır ve esas olarak da onu güçlendirecektir. SHP, işçi düşmanı politikaların, kemer sıkma kararlarının, emekçilere ve Kürtlere yapılan baskıların suç ortağıdır.

 

SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, 1993 yılında kurulan DYP-SHP hükümetinin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanıydı. Bugün de Müteahhitler Birliği Başkanı. Meclis Başkanı SHP’li Hikmet Çetin ise, bir aydır sömürge valisi olarak Afganistan’da görev yapıyor.

 

DYP-SHP hükümetinin emekçilere vurduğu en büyük darbe ise, 5 Nisan 1994’te açıklanan kemer sıkma kararlarıdır. Kemer sıkma kararlarının ardından bir milyon işçi, işsiz kalmıştı.

 

Bu nedenlerle, seçim dönemlerinde halka vaatlerde bulunan, iktidar olunca, sözünü tutmayan, her fırsatta patronlara hizmet eden bu partilere verilecek oyumuz yok.

 

Neden bağımsız sosyalist işçi aday?

 

Esenyurt’ta, emekçi sınıfların çıkarlarını savunan devrimci bir işçi partisi olmadığı için, bağımsız devrimci sosyalist kadın işçi aday çıkartıyoruz.

 

AKP’yi Büyükşehir’den, ANAP’ı Büyükçekmece Merkez, Beylikdüzü, Kıraç, Yakuplu’dan, Bahçeşehir’den tanıyoruz. Hiçbiri emekçiden yana değil. Zenginlere çalışıyorlar. Müteahhitleri zengin ettiler.

 

CHP ve SHP’yi ise, Tepecik, Mimar Sinan ve Esenyurt’tan tanıyoruz.

 

“İşçi aday kazanamaz, o halde yine SHP’ye, CHP’ye oy vereyim de oyum boşa gitmesin, AKP kazanmasın” diye düşünenler yanılıyor.

 

Uygulamada AKP ile DSP-CHP ya da SHP arasında bir fark yok. Nitekim, geçen yıl AKP hükümeti işçi düşmanı “İş Yasası”nı çıkardı. DSP hükümeti ise, emeklilik yaşını uzatmıştı.

 

Bu partilerin kendilerine sağ veya sol demesi kitleleri aldatmak için. Bunların hepsi sermaye partileri.

 

Bugüne kadar “kötünün iyisi” partilere oy attık. Bu seçimlerde emekçi adaylara oy vererek, tercihimizi sınıfsal çıkarlarımızdan yana yapalım; Bağımsız devrimci sosyalist kadın işçi adaya oy verelim.

 

Kendi gücümüze güvenelim!

 

Esenyurt Belediyesi’nin 15 yılı

 

Belediyeler, kapitalist sömürü düzeninin bir parçasıdır. Belediyeler, emekçi kitlelerin yol, su, konut, ulaşım, sağlık gibi doğrudan ihtiyaçlarını karşılamak için değil, kâr etmeyi hedefleyen bir kapitalist şirket gibi çalışıyor. Esenyurt Belediyesi de, diğer belediye yönetimleri gibi, emekçilerin çıkarları doğrultusunda çalışmıyor.

 

1989’dan beri Belediye Başkanı olan Gürbüz Çapan döneminde Esenyurtlu emekçilerin hayat şartları iyileşeceğine giderek kötüleşti.

 

Çapan, Esenyurt’u “çamurdan kurtarmakla” övünüyor. Ancak 15 yıl içinde ortaya iki Esenyurt çıktı. Esenkent, Bahçeşehir gibi zengin semtleri gerçekten de tertemiz. Yani, Esenyurt’taki on mahallenin yalnızca ikisi; diğer sekiz mahalleyse, çamurdan geçilmiyor.

 

Belediye yönetimi yol yapmakla övünüyor! Bir belediye yol, su, kanalizasyon gibi alt yapı hizmetleri de yapmazsa ne yapar?

 

Yolların yapımı bile, sınıfsal çıkarlara hizmet eden bir vurgun, rüşvet ve rant ilişkisiyle gerçekleşiyor. Üstelik, belediye başkanları bu işleri kendi ceplerinden mi yapıyorlar? Alt yapı çalışmaları, emekçilerden alınan vergiler ve kamu gelirlerinden alınan paylarla yapılıyor. Bir çok müteahhit bu işten zengin oldu.

 

Yollar, büyük arsa sahipleri ve müteahhitlerin kârları gözetilerek yapıldı, neredeyse her yıl imar planları değiştirildi.

 

Esenyurt Belediyesi kültür hizmetleriyle de övünüyor!

 

Nazım Hikmet, Rıfat Ilgaz’dan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına kadar pek çok devrimci, sosyalist militan, şair ve yazarın adları Esenyurt caddelerine, kültür merkezlerine veriliyor, meydanlara heykelleri dikiliyor.

 

Fakat “cadde isimleri solculuğu” burjuvazi ve Esenyurt’un patronlarını rahatsız etmiyor, sadece solcuları güzelce oyalamaya yarıyor.

 

Solcu bir belediye başkanı olarak, emekçilerin öncelikli ihtiyaçlarını karşılamak yerine Esenyurt’u zengin ve yoksul semtlere bölen Çapan, sağcı, emekçi düşmanı partilerin oylarının hızla artışına zemin hazırladı: 1989-1999 arasında, Esenyurt’un nüfusu beş kat artarken, sağcı partilere oy verenlerin sayısı 20 kat arttı; sol oylar ise, sadece dört kat! Tabii böylesi bir tablonun ortaya çıkmasında Esenyurt Belediyesi’nin emekçi düşmanı uygulamalarının da payı büyüktür:

 

Esenyurt Belediyesi emekçileri sürgüne göndermiş; sendikal örgütlenmesini engellemiştir. Sendikal örgütlemenin olmadığı taşeronlara, çöp toplama ve temizlik işlerini ihale etmiştir. Hatırlanacağı gibi, daha önce topluca işçi çıkartarak, DİSK Genel-İş Sendikası’nın yetkisi düşürmüştü.

 

İmar planlarıyla sık sık oynanarak yeşil alanlar birden sanayi arsası yapılmış ya da sanayi arsaları yeşil alana çevrilmiştir. Arsanızın kaderi, belediye başkanına yakınlığınıza bağlıdır.

 

Esenyurt’ta belediye-halk ilişkisi, hep çıkara dayalı gelişmiş. Solculuk, sosyalistlik hep ikinci planda kalmıştır.

 

Bu nedenle, emekçiler, işsizler, ezilenler kişisel çıkarlarının bir adım ötesine geçip, sınıf çıkarları açısından olaylara bakabildikleri an, ortada ne AKP ne SHP ne de diğer burjuva partileri kalacak.

 

Esenyurt’a patron başkan istemiyoruz

 

Bugünkü belediye, çöp toplama ve temizlik hizmetleri, emlak vergisi tahsilatı, inşaat ruhsatı verme yetkisi gibi işleri ve bir dizi ihaleyi özel şirketlere veren bir “patron” konumunda.

 

Belediye, özelleştirmeden yana olduğu için, toplu ulaşım hizmeti sağlamak yerine, Esenyurtlu emekçileri özel minibüslerin sağlıksız, tehlikeli ve pahalı ulaşım koşullarına mahkum ediyor.

 

AKP’nin hazırlayarak Meclise sunduğu ve CHP’nin de özünde savunduğu Kamu

 

Yönetimi Temel Kanunu ve Yerel Yönetimler Yasası belediyeleri “özel şirket” haline getirmeyi planlıyor.

 

SHP dahil hiçbir burjuva partisi, belediyelerin özelleştirilmesine kesin olarak karşı çıkmıyor.

 

Özelleştirme, taşeronlaşmanın devamıdır. Rantçı belediyecilik, arazi mafyacılığı ve sendika düşmanlığı demektir. Halktan alınan vergileri artırmak, belediye kaynaklarını patronlara sunmaktır.

 

Esenyurt için bizden oy isteyen sermaye partileri, bugüne kadar emekçiler için ne yaptılar?

 

İşsizliğin, düşük ücretlerin, sigortasız ve sendikasız çalışmanın, gençliğin çaresizlik içinde tinerciliğe, baliciliğe yönelişinin sorumlusu, emekçi düşmanı olan bu partiler değil mi?

 

Öyleyse, oylarımız bağımsız devrimci sosyalist kadın işçi adaya!

 

Esenyurt için emekçi çözümü

 

Sorunların çözümü bir belediye başkanının iyi niyet ve yeteneklerine bırakılamaz.

 

Diğer yandan, Esenyurt’un sınırları içinde kalarak sorunlarımızın köklü bir çözümü de mümkün değil. Kapitalist sömürü ve baskı düzeni yıkılmadıkça, emekçilerin özlediği bir belediye yaratılamaz. Devrimci sosyalistler olarak bu gerçekleri açıklamak ve bugün için yapabileceklerimizi dile getirmek için seçimlere katılıyoruz.

 

İşçi ve emekçilerin acil ihtiyaçları için aşağıdaki talepler doğrultusunda mücadele etmeliyiz.

 

1. Belediyelerde emekçi yönetimi ve denetimi

 

Emekçilerin doğrudan katılımıyla gerçekleşecek bir belediye yönetimi gerekir. Bu nedenle belediye yönetimleri, sokak ve mahallelerden seçilecek temsilcilerden oluşacak biçimde yeniden örgütlenmelidir. Belediyelerin yönetimini beş yıl boyunca denetleyemeyeceğimiz kişilerin eline bırakamayız. Bu nedenle seçtiklerimizi denetlemenin lafta değil; uygulamada olabilmesinin ilk şartı, seçtiklerimizi her an geri çağırabilmektir.

 

• Tüm önemli kararlar, halkın söz ve oy hakkıyla katıldığı genel meclis   toplantılarında alınmalı!

• Seçenlere, seçtiklerini geri çağırma hakkı!

• Belediye Meclisi toplantılarından ihalelere kadar bütün faaliyetler, bütün defterler ve kayıtlar halkın denetimine açık olmalı!

• Gizli meclis toplantılarına hayır!

• Seçilmemiş bürokratların denetimdeki belediye encümeni lağvedilmeli!

• Belediye zabıtasının görevleri emekçiler ve ev kadınları tarafından seçilmiş semt komitelerine devredilmeli.

• Belediye emekçileri değil, emekçiler belediyeyi denetlemeli!

 

2. Herkese bir konut

 

Parası olanlardan toplanacak vergilerle ve kamu kaynaklarıyla herkesi, barınacağı bir konut sahibi yapmak mümkün. Bahçeşehir ve Esenkent gibi semtlerde yaşamak emekçilerin de hakkı.

 

Sosyal konutlara öncelik verilmeli, gençlerin konutlardan yararlanması kolaylaştırılmalı.

 

Bahçeşehir ve Esenkent’teki lüks villa ve dairelerin vergilerinden elde edilecek gelir, emekçi aileler için ucuz ve sağlıklı konut yapımı için kullanılmalı.

 

• Bir konut, herkesin toplumsal hakkı! Herkes için suyu, elektriği, merkezi ısıtması olan depreme dayanıklı sağlıklı konut!

• Boş arazi ve konutlar işçi denetiminde ihtiyaç sahiplerinin kullanımına açılsın!

• Belediyeler, herkese bir konut için toplu konut kooperatifleri kursun!

• Genç emekçilere konut önceliği tanınmalı!

 

3. Kadınların yükü iki kez ağır

 

Kadınlar yalnızca kadın oldukları için evde, işte, sokakta baskı ve ayrımcılığa uğruyor, eziliyorlar. Kadın işçiler ise, işyerlerinde düşük ücrete çalışıyor, baskıya, tacize maruz kalıyorlar. Bunun yanı sıra ailelerinin tüm sorumluluğu kadınların sırtında. Çocuklar, kocalar, yaşlılar ve hastaların bakımından sorumlular.

 

Alışveriş ve tüm ev işleri ise cabası. Bu nedenlerle, politikadan uzak kalıyorlar. Kocalarının, babalarının, ağabeylerinin siyasi tercihlerine göre oy kullanıyorlar. Oysa belediye seçimleri kadınları özel olarak ilgilendiriyor.

 

• Belediyelerde kadınlara eşit temsil, söz ve karar hakkı!

• Mahallelerde, kadınların sağlık sorunları için danışma ve hizmet merkezleri!

• Dayağa, şiddete maruz kalan kadınlara kadın sığınma evleri!

• Kadınların gece sokağa çıkabilmeleri için bütün sokaklarda aydınlatma!

• Çocuklar sadece kadınların değildir;

• Her mahalleye kadınlar ve erkekler için 24 saat hizmet veren yuva, kreş, çamaşırhane, çocuk bakımevi!

• Ucuz ve temiz yemek yenebilecek yemekhaneler!

 

4. Herkese ücretsiz sağlık, ücretsiz eğitim

 

100 binden fazla nüfusu olan bir emekçi beldesinde işçilerin, kadınların, çocukların, yaşlıların sağlık sorunlarıyla ilgilenen belediye gerekli.

 

Esenyurt’ta bir devlet hastanesi ve meslek hastalıklarıyla ilgilenen bir kurum yok. Oysa, birçok özel hastane var. Özel klinikler insan sağlığı için değil, kâr etmek için kuruluyor.

 

• Sağlık hizmetleri, özel hastanelerin kâr anlayışına terk edilemez!

• Her mahalleye sağlık ocağı! Tam donanımlı bir devlet hastanesi!

• İşsizler, çocuklar ve yaşlılar başta olmak üzere herkese ücretsiz ve kaliteli sağlık hizmeti!

• Müteahhitler için imar planı değil, yeşil alan ve çocuk parkları için düzenleme!

• Tüm fabrikalara arıtma tesisi zorunlu olmalıdır! Çevreyi ve doğayı kirleten fabrikaların üretimi durdurulsun!

• Sağlıksız üretim yapan ve işçi sağlığını tehdit eden işyerlerinde üretimi durdurma ve önlem alınıncaya kadar  üretimi engelleme hakkı!

 

Esenyurt’taki 60 kişilik sınıflara ve paralı eğitime son verilmeli. Eğitim ihtiyacına öncelik veren ve eğitimi ücretsiz, demokratik ve kaliteli hale getiren bir belediye.

 

• Eşit, ücretsiz, bilimsel, anadilde eğitim

 

Kamu gelirlerini kendi çıkarını gözeten küçük bir çevre için değil, toplumun ihtiyaçları için kullanacak bir belediye.

 

5. Kâr gözetmeyen, güvenli toplu ulaşım

 

Ulaşım sorununun çözümü, toplu taşımacılıktır. Belediye yönetimlerinin özelleştirmeci anlayışları nedeniyle pahalı, tehlikeli bir ulaşım sistemi egemendir. Özel otobüs ve minibüsler ise keyfi uygulamalar yapıyor.

 

• Güvenli, kâr gözetmeyen bir ulaşım için toplu taşımacılık!

• Sadece, Esenkent’e, Bahçeşehir’e değil, bütün Esenyurt’a toplu taşımacılık

• Yolu yapılmamış tek bir semt kalmasın!

• Yolda geçen zaman, iş süresinden sayılsın!

 

6. Belediye çalışanlarına ve bütün emekçilere yeterli ücret, sigorta ve sendika hakkı

 

Belediye çalışanları da, diğer emekçiler gibi keyfi baskı ve kötü çalışma koşullarını hak etmiyor.

 

Patronlar, Esenyurt işçisini düşük ücretle, sigortasız ve sendikasız çalıştırıyor; işten çıkartıyor, sefalete sürüklüyor.

 

Esenyurt ucuz işçi pazarı, iş yasalarını bile uygulamayan patronların cenneti olmasın. Sigortasız, sendikasız işçi çalıştıran bir tek işyeri kalmayacak biçimde çalışma ortamı yaratılsın.

 

İnsanca yaşanacak bir ücret ve bölge çapında aynı işe aynı ücret uygulanmasını sağlamak ve çalışma koşullarını denetlemek belediyenin de görevi olmalı.

 

Tüm emekçiler için olduğu gibi, belediye emekçileri için de,

 

• Sendikasızlaştırmaya, taşeronlaşmaya hayır! Tüm işçi ve emekçiler için sendikalaşma hakkı; örgütlenme önündeki tüm engeller kaldırılsın!

• İşten çıkarmalar yasaklansın! Sigortasız, kayıt dışı çalıştırma ve çocuk emeği yasaklansın;

• Ücretlerde azaltma olmaksızın iş saatleri kısaltılsın. Tüm işler çalışan nüfus arasında paylaştırılsın! Haftalık çalışma süresi 35 saat olsun!

• Yoksulluk sınırı 1 milyar 500 milyon lira; asgari ücret 303 milyon lira; asgari ücreti emekçiler belirlesin!

 

Esenyurt;

 

• İş yasalarını bile uygulamayan patronların cenneti değil!

• Çıraklara, genç işçilere, kadın işçilere farklı ücret uygulamasına son! Aynı işe aynı ücret!

 

7. Ekonomik kaynağı nereden bulacağız?

 

Sermaye sınıfı, her yerde olduğu gibi, Esenyurt’un gelişmesi için hiçbir maddi fedakarlık yapmıyor. Esenyurt’a zenginlik katan patronlar değil, emekçilerdir. Çevre temizlik vergisi, kaldırım parası derken soyulan hep emekçiler oluyor.

 

Öyleyse, yerel yönetimler için kaynak, en başta patronlardan alınacak vergilerdir.

 

• Vergi, patronlardan, zenginlerden alınsın!

• Yolsuzluk yapanın mallarına el konulsun!

• İşsizlerin oturduğu konutların elektrik ve su borçları silinsin!

 

Bütçeden iç ve dış borçlara, orduya ve pahalı devlet bürokrasisine ayrılan paylar emekçiler için kullanılmalıdır.

 

• İç ve dış borçlar ödenmesin!

• IMF’ye, faize, hortumcuya, orduya değil emekçiye bütçe!

• Kaynaklar savaşa, batık bankalara değil emekçilerin hizmetine!

 

Sosyalizmin sesini duyurmak için…

 

Seçimlere, Esenyurt’u sermayenin sözcülerine terk etmemek için katılıyoruz. Kapitalist düzeni, devleti ve onların sözcüsü partileri teşhir etmek için seçimlerde varız.

 

İşçileri ve emekçileri harekete geçmeye, mücadeleye çağırıyoruz. “İşçilerin, emekçilerin yönettiği ve denetlediği sosyalist bir dünya” için seçimlerde varız.

 

Yerel seçimlere, Birleşik Sosyalist Kampanya adıyla 1989 yılında katıldık. Sosyalist dergi çevrelerinin 15 yıl önce başlattığı geleneği, bugün de sürdürüyoruz.

 

“Biz, 12 Eylül’üyle, işkence haneleri, hapishaneleri, cinayetleriyle, özel mahkemeleriyle, baskı ve tehditleriyle, yasaları ve yasa dışı uygulamalarıyla sosyalizmin sesini kısmak isteyenlere rağmen, bir kez daha VARDIK, VARIZ, VAROLACAĞIZ! diye haykırmak için seçimlere katılıyoruz.

 

Yerel seçimlerde işçi sınıfının bağımsız politik tutumunu dile getirmek, toplumun ve kentlerin sorunlarına işçi sınıfı yönünden bir bakış açısı getirmek ve sosyalizmin sesini yükseltmek istiyoruz

 

Yerel seçimlerde bağımsız devrimci sosyalist kadın işçi aday çıkararak, emekçileri burjuva partilerine oy vermemeye çağırıyoruz.

 

Bu seçimler, emekçilerin, ezilenlerin yaşamıyla kapitalistlerin çıkarları arasında bir seçimdir. Biz seçimimizi yaptık. 

 

Emekçilerin büyük çoğunluğu karşısında yer alan para babalarının çıkarlarını silip atmak istiyoruz.

 

Seçimlerin çare olmadığını biliyoruz. Bağımsız devrimci sosyalist kadın adayımıza oy vermenin yeterli olmadığını da biliyoruz.

 

Ama bizim adayımıza oy verenler, taleplerimizi onayladıklarını ve sermaye partilerine tokat atma sırasının kendilerinde olduğunu göstermiş olacaklar.

 

Biz, işçi sınıfının kurtuluşunun kendi eseri olacağını, sınıfsız, sömürüsüz bir sosyalist bir dünyanın kurulması yolunda devrimci bir işçi partisinin gerekli olduğunu vurgulamak için seçimlere katılıyoruz.

 

Sosyalizmden anladığımız, işçilerin adına başkalarının değil, bizzat işçi sınıfının kuracağı ve yöneteceği bir işçi, emekçi iktidarıdır.

 

Bilinçli emekçi kitlelerin sosyalizmi kurmak için yürüttüğü mücadelenin bir parçası olmak için, yerel seçimlerde bağımsız devrimci sosyalist kadın işçi adaya oy verelim!

 

Yaşasın İşçilerin Birliği!

Üreten Biziz Yöneten de Biz Olacağız!

Yaşasın Sosyalizm!

Birleşik Devrimci Sosyalist Kampanya

 

 

 

 

Aysel Çorap işçileri sendika hakkı için grevde

 

Fuat Karan

 

Aysel Çorap Boyama Fabrikası Esenyurt’ta bulunan yüzlerce orta ölçekli fabrikadan bir tanesi. Esenyurt Evren Sitesi içindeki Aysel fabrikası fason olarak çalışan ve çorap boyaması yapan bir işletme. Boyanan çorapların büyük bir kısmı yurtdışına ihraç ediliyor. Ayrıca yurtiçindeki en büyük firmalardan Aytuğ’un çorapları boyanıyor. İşverenin Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan’ın (28 Mart yerel seçimlerinde Demokratik Güç Birliği’nin Esenyurt belediye başkan adayı) kardeşiyle de yakın bir dostluğu olduğu biliniyor.

 

Fabrikada 48 işçi çalışıyor. Boyama işi ustalık isteyen bir iş; o nedenle işçilerin çoğunluğu uzun yıllardır bu işletmedeler. Çoğu Bayrampaşa’da oturan işçiler 303 milyon asgari ücret için ciğerlerini çürütmek zorunda kalıyorlar. İşçiler hiç bir tedbir almaksızın uzun saatler kimyasal boyaların içinde çok düşük bir ücrete çalışıyorlar. Buna rağmen patronlarını memnun etmeyi başaramıyorlar. Çünkü patron hep daha fazla kazanmak istiyor. Fabrika işveren tarafından tekstil işkolu içinde (vergisi daha az olduğu için) gösterilse bile aslında kimyasal boyama üzerine üretim yapıyor. Sözün kısası patron hep kazanmak istiyor.

 

Sorunlar ağırlaşıyor, işçiler örgütleniyor

 

Aslında işçilerin sıkıntıları fabrika Bayrampaşa’dayken başlamış. Daha önce ikramiye ödeyen işveren işçilerin ikramiyelerini kesmiş. İşçiler buna karşı direnince tazminatlarını ödeyerek işçileri çıkarmış. Fakat iş ustalık istediği için işçileri geri almak zorunda kalmış. Fabrika Esenyurt’a taşındıktan sonra koşullar daha kötüye gitmeye başlamış. Levent Çetin isimli bir müdür işçilerin başına gelmiş. Ve ilk işi çalışma saatini 12 saate çıkarmak olmuş; üstelik ücret ödemeden. Tek iyi yanı 8 saat çalışmak olan işletme böylece işçiler için katlanılmaz bir yer haline gelmiş.

 

Bunun üzerine işçiler Türk-İş’e bağlı Teksif sendikasının Bakırköy şubesinde sendikalaşmaya girişmişler. Sendikalaşmanın ardından işveren yaklaşık 20 işçiyi işten çıkarmış. İşçiler 17 Mart günü grev kararı almışlar. Patron grevden 1 gün önce 16 şubatta  9 işçiyi işten çıkarmış. İşçiler 17 şubatta greve çıkmışlar. O günden bu yana direnişlerini kararlılıkla sürdürüyorlar.

 

Yeni iş yasası uygulamada

 

Grevdeki en önemli sorun yeni iş yasası. AKP hükümetinin patronların istekleri doğrultusunda hazırladığı iş yasası Aysel grevinde de karşımıza çıkıyor. Grevin başarısının en önemli aracı olan iş durdurma hakkı yeni iş kanununa göre yasak. İşçiler dışarıda grev yaparken içeride üretim devam ediyor. Peki işçiler patrona karşı nasıl mücadele edecek, nasıl haklarını alabilecekler?

 

İkinci olarak yeni yasaya göre işçilerin grev çadırı kurması artık yasak. Yani fabrika önünde durup kendilerini ifade edemeyecekler. Aysel işçilerinin fabrika önündeki küçük kulübelerini de patron şikayet etmiş. Şu anda mahkemelikler.

 

Aysel’de ve diğer fabrikalarda yapılması gereken patronların ve sermaye hükümetlerinin çizdiği yasal sınırları aşmak ve hak almak için mücadele etmektir. Aksi takdirde hiçbir mücadele başarılı olamaz. Bu nedenle gerektiğinde üretimi engellemek ve direnişin sembolü olan çadırları inatla korumak gerekiyor. Aksi halde tüm mevzilerimizi kaybederiz.

 

İşçiler mücadelede kararlılar

 

Konuştuğumuz Aysel işçileri sorunların farkındalar. Ve daha da önemlisi büyük bir dayanışma gösteriyorlar. Sendikalaşmanın, örgütlenmenin, birlik olmanın, dayanışmanın bilincine varmışlar ve tüm çevrelerden de destek bekliyorlar. Patronların para teklifleri ya da tehditleri onları caydıramıyor. Aksine onlar grevin sadece kendileri için değil bölgedeki tüm işçiler için ne anlama geldiğini biliyorlar. Çevre fabrikalardaki işçiler de dönem dönem onlara destek oluyor.

 

İşçiler koşulların her gün daha kötüleştiği şu günlerde örgütlenmenin önemini anlatıyorlar bize. İş yasalarını, patronları, sermaye partilerini ve gerçek dostlarını tanıyorlar. Bir işçi, “...artık her gün okuyoruz. Dünyayı anlamaya çalışıyoruz!..” diyor. Bir diğeri koşulların kötüye gitmesiyle ilgili bir örnek veriyor, Hadımköy’deki bir plastik fabrikasından. Patron vardiyayı 3’ten 2’ye düşürmüş. Yani mesaiyi 12 saate çıkarmış. Mesai ücreti yok. Sendikada sessiz kalmış. İtiraz eden işçileri 17. maddeden atmışlar. Sendikalardaki satılmış bürokratlardan bahsediyorlar ve TEKSİF Bakırköy şubesine gelmekle şanslı olduklarını söylüyorlar. Soruyoruz, ne yapmalıyız? Cevap çok açık, “patronların emeğimizde gözü var. Buna karşı bilinçlenmeli ve birlik olmalıyız...” Aysel işçisi grev okulunda her gün daha büyüyor ve öfkesini biliyor.

 

Sendika işçileri destekliyor

 

Sümerbank Bakırköy işçilerinin de örgütlü olduğu Bakırköy şubesi işçilere destek veriyor. Sendika Esenyurt’ta bir lokal açmış. İşçiler sürekli orada toplanıyor. Konuştuğumuz işçiler sendikanın maddi ve manevi desteğini aldıklarını söylüyor. İşçiler sendikalarına güveniyor.

 

Direnişle ilgili görüştüğümüz şube başkanı Çetin Yelken; bu greve çok önem verdiklerini ve kazanmak için her şeyi yapacaklarını söyledi. Yelken, işçilerin birliğine ve gücüne ihtiyaç duyduklarını aksi halde başarıya ulaşamayacaklarını belirtti. Yelken, patronun birkaç gün içinde işçilerle görüşeceğini ve bunun sonucuna göre mücadelenin süreceğini söyledi. Patronun sendikayı sokmamak için işçilere iyi ücret önereceğini buna karşı uyanık olmak gerektiğini ekledi.

 

Aysel işçisi kazanacak, işçi sınıfı kazanacak!

 

Aysel işçileri kararlılıkları ile bize ve bölgedeki tüm işçilere umut oluyor. Bu nedenle Aysel işçilerinin grevinin başarıya ulaşması çok önemli. Bu nedenle gereve her tür desteği vermek gerekiyor. Buradaki sendikalaşma bölgedeki diğer işletmelerdeki işçilerin örgütlenmesinde model olacak. Herhangi bir çıkar olmaksızın işçilerin mücadelesini desteklemek, onlarla birlikte zorlukları göğüslemek çok önemli.

 

Grev başarıyla sonuçlanabilir çünkü usta işçilerin grevde olması, patronu sıkıştırıyor. Yeni getirdiği işçiler çok yetersizler. Bu nedenle çalıştığı en büyük firma Aytuğ artık Aysel’le çalışmıyor. Yine de bu duruma çok güvenmemek gerekiyor. Güvenmemiz gereken şey örgütlülüğümüz ve mücadelemizdir. Aksi takdirde daha büyük hayal kırıklıkları yaşayabiliriz.

 

·   Grevin başarısı için içerideki işçilerle bağ kurmak ve onları sendikalaşmaya itmek gerekiyor. Onlarda iş bırakırsa patron büyük ölçüde köşeye sıkışacak.

·   Direnişi yaygınlaştırmak için tüm sivil toplum örgütü, parti vb... gitmek, greve destek aramak gerekiyor. Seçim olanaklarından faydalanmak gerekiyor.

·   Aileleri grevin desteklenmesi konusunda aktive etmek gerekiyor. Ailelerin greve destek vermesi hem işçilere moral olacak, hem de grevin etkisini arttıracaktır.

·   Sendikaya güvenmek gerekiyor ancak komite vasıtasıyla sendika denetlenmeli ve sendikaya işçilerin talepleri iletilmeli.

·   İşverenin sendikayı kabul etmeyeceğini düşünerek uzun süreli bir direniş olasılığına da hazırlanmak lazım. Bunun maddi ayağı için bir fon oluşturmak ve bu fona destek toplamak gerekli.

·   İşveren öncelikle işçilere iyi bir ücret önerecek ve sendikayı bırakmalarını isteyecek. Buna kesinlikle izin vermemek lazım. Çünkü sendikalaşma mücadelesi biterse işveren birçok işçiyi işten çıkaracak.

·   Önümüzdeki günlerde patron sendikalaşmayı kabul edebilir. Ancak bazı öne çıkmış işçi arkadaşları işe almamak şartıyla. Hatta sendika yönetimi de sendikalaşmayı öncelik alan bir hattı önerebilir. Bu durumda mücadelenin yükünü çeken işçi arkadaşlar işten atılırlar. Buna karşı ısrarla direnmek ve birliği korumak gerekiyor. Patronun birliği bozmaya dönük tutumlarına karşı uyanık olmak gerekir.

·   Çevre fabrikalardaki işçileri direnişten haberdar etmek, desteklerini almak çok önemli. Bu bölgedeki işçilerin mücadelesini güçlendirecektir.

 

 

 

 

İş Güvence yasası “güvencesiz”,

İş Yasası “işsiz” bırakıyor!